terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terör etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Temmuz 2017 Cuma

SURİYELİ KADIN


Sakarya’da bir hayvanlık yaptılar!

Yedi aylık hamile Suriyeli bir kadına tecavüz edip on aylık bebeğiyle birlikte başlarını ezerek öldürdü hayvanlar!

Yakalanıp er geç adalete teslim edilecekler ama bu gözü dönmüşlüğün cezasını hangi adalet verecek. Hangi mahkeme vicdanen rahat olacak tokmağı karar için vurduğunda.

Ülkenin sakin yerlileri olarak trafik ışıklarında yalın ayak gezen Suriyeli çocukları görünce; İş başvurusu yaptığımız yerlerde yok pahasına çalıştırılan Suriyeliler nedeniyle işe alınmadığımızda ve üniversitelerde sorgusuz sualsiz okuduklarına şahit olunca kızmakta, “öz vatanında garip, öz vatanında parya” hissetmek de her ne kadar haklı olsak da içimizdeki kinin dışa vurması hamile bir kadını bebeğiyle birlikte vahşice katletmek olmamalı!

Her kim nasıl bir hayvani bir his ve kinle bu insanlık dışı harekete kalkıştıysa kınanması, dışlanması ve cezalandırılması gerekir.

Öte yandan adalet kamu vicdanına bırakılmamalı. Hukuk devleti olduğumuzu iddia ediyorsak devletin öncelikli görevi asli vatandaşlarının rahat ve huzurunu temin etmek olmalıdır. Toplum içine hızla yayılan “Suriyeli” faktörününün asimile olmasını zamana bırakmak devletin yapacağı en büyük hatadır. Zaten tampon bölge oluşturulmadan sınırların açılarak bu baş edilemeyen selin ülkenin en büyük metropollerine kadar gelmesini, tüm şehirlerde çöreklenmesini izlemekle en büyük hata yapılmışken; bir de toplumun kendi içinde bunu sindirmesini beklemek daha büyük hatalara yol açacaktır.

Türk toplumunun Suriyeli göçmenler için yapabileceği çok şey yok. Elbetteki ensar ruhu bu milletin içinde hala canlıdır. Türk milletinin mazluma el uzatma hasleti tarih boyunca göz kamaştırmıştır. Ancak günümüzde mutlaka devlet eliyle sistemli halledilmek zorunda olan bir problem olarak önümüzde durmaktadır.

Bir neslin ülkemizde yetiştiği göz önüne alınırsa yarın daha büyük sorunların baş göstermeyeceğini kim garanti edebilir. Gittikçe mahallelere yayılan, işyerlerinde çoğunluğu sağlayan, işveren olan, büyüyen “Suriyeliler” yarın birlik olup topyekün karşımızda durmaya kalkarsa, mahallelerde isyanlara sebep olup huzuru dinamitlemeye kalkarlarsa hangi polisi, hangi jandarmayı dikeceksiniz. Bir an önce şehirler bu başıbozuk kayıtsız kalabalıklardan temizlenmelidir.

Hem kültür, hem dil, hem yaşama alışkanlıkları bakımından taban tabana zıt insanlara karşı tepki doğması normaldir. Toplumdan hemen kapısının önüne gelip kurulan, bakkalını elinden alan, mahalleyi komple arapça donatan, kırmızı ışıklarda arabaların üstüne zıplayan çocuklara hoşgörüyle yaklaşması ve kronikleşen bu sorunlara ne kadar sabretmesi beklenebilir.

Çığrından çıkmış sosyal medya delikanlılığı Sakarya’da olduğu gibi vahim sonuçlar doğuruyor.  Eğitimden yoksun serseri takımının her ne sebeple olursa olsun böyle bir vahşet sergilemesi mazlumun yanında olan yüce Türk milletinin de itibarını zedelemektedir. Ancak diğer yandan şehirlerde ve güzide sahil beldelerinde çöreklenen Suriyeli serserilerin de halkın namusuna ve ekmeğine göz diker hale gelmesi de bıçağın öteki yüzüdür ve en az bu tarafı kadar keskindir.
Sorun devlet sorunudur ve acilen devlet eliyle bir düzene sokulması gerekmektedir.


Daha da büyümeden, daha da acıtmadan!... 

13 Aralık 2016 Salı

ŞEREFSİZLER

Oğlum Beşiktaş’ta yapılan kanlı hain katliam haberlerini izlerken “şerefsizler” dedi.

Kızım “abi ne diyorsun, neden öyle kötü şey söylüyorsun” dedi. İkisi arasında olayları idrak cihetinde üç yıl var.

Genel olarak her kendini bilen aile gibi çocuklarının ağzında küfür babında sözcüklerin dolaşmasını istemeyen ailelerden biriyiz. Ancak tam yerine oturan bu söz karşısında ebeveyn olarak bir şey diyemedik. Ne ki yapılan kancıkça bir eylem ve tam bir şerefizliktir.

Ne onlar anlıyor böyle vur kaçların koskoca Cumhuriyetimize halel getiremeyeceğini, ne de biz anlıyoruz hala kardeşçe yaşamaktan dem vurmanın sorunu çözmediğini. Kınamaların, intikam yeminlerinin akşamdan sabaha çıkmadığını…

Oysa olan ateşin düştüğü yere oluyor. Anasına, babasına, yavrusuna, yavuklusuna, kardeşine, bacısına bakarken, ağıtları dinlerken gözümüzün yaşlanmasına engel olamıyoruz. “Ödediğimiz neyin bedelidir” ve daha ne kadar ödeyeceğiz…

Kırk yaşıma az kaldı. Tüplü siyah beyaz televizyonumuzun karşısında saman sarısı defterlerime ödevlerimi yapmaya çalıştığım zamanlarda TRT, Güneydoğu kırsalında öldürülüp sıra sıra serilen teröristlerin görüntülerini geçerdi. Şehit olan kahramanların isimleri sayılırdı…. “vah vah” derdi annem babam!

Şimdi ana baba olarak bizim ağzımızda “vah vah” lar. Ama bu kez gösterilen dağlar değil, metropolün tam göbeği. Bu kez sıralananlar teröristler değil, sıra sıra al bayraklı tabutlar polislerimizin, askerimizin, ya da suçu sadece ordan geçmek olan habersiz vatandaşın. Aynı kalan ise sadece ölüm, ölüm, ölüm…

Yüz yıldan beridir bu sınırlar içinde mal, mülk sahibi olanlar, iş kurup patron olanlar, okuyup avukat olanlar, seçilip vekil olanlar ama habire “hak isteriz, onu da isteriz, bunu da isteriz diyenler”…istisnasız hepsi vatanın altını oymakla meşguller. Halbuki yanı başlarında Irak’ta, Suriye’de olanı görmek istemiyorlar. İşte vatanın altı oyulunca kaçacak yer arayan akrabalarına karşı hala özgürlük de özgürlük diyorlar. Oysa en özgür oldukları yer bu sınırlar içi, bir bunu anlamıyorlar.

Ki şehit edilen o polisler içinizden çıkan o teröriste karşı sizin ananızın babanızın canını da, sizin o bacınızın namusunu da koruyan polisler ve askerler… Ara sıra yaşadığınız sıkıntılar da işin cilvesi. Her baba şımaran çocuğunu biraz okşar, bilirsiniz.

Vekil diye seçtiğiniz insan bozması, dün mecliste olayı lanetleyemedi. “TAK” üstlendiyse kınıyorum diyor, “PeKeKe” üstlendiyse “devletin de sivil ölümleri için özür dilemesi gerekir” diyor. Hala “PeKeKe” diyor, hala “sivil ölüm” diyor, hala “meclisimizde vatanı bölmeye çalışıyor”… oturduğumuz yerde bizi deli ediyor… dayağı hakkediyor!...

Başka hiçbir devlet sanırım meclisinde gözünün içine baka baka bölünmekten, federasyondan, özerklikten bahsedenlere bu kadar özgürlük tanımaz. Üstüne bir de para ödemez, zannetmiyorum…

Oğlum aslında “şerefsizler” diyerek yerinde söylüyor lafı. Şereften yoksun olanlardan 44 insan evladı için yas tutması beklenebilir ki! Öyle de oldu. Ne kınadılar, ne ortak bildiriye katıldılar…

Özet olarak “Katranı kaynatsan olmaz şeker, cinsini ….. cinsine çeker” diye de ayrı bir manalı cümle geliyor aklıma…hepsi bu!...




23 Mart 2016 Çarşamba

EEE BU DA TERÖR


Gördük ki hiçbir farkı yok!

Nasıl ki Ankara’da patladığında çoluk çocuk demeden, genç yaşlı ayırmadan kim varsa öldürüyor, yaralıyor; Brüksel’de patlayan da aynı şekilde öldürüyor, yaralıyor, ağlatıyor ve korkutuyor. O zaman senden benden gelmiş değil, hepimize yapılmış haince alçaklık bu!

Oysa Ankara'daki patlamalardan sonra İngiliz Müzisyen James Taylor “Charlie oldunuz, Paris oldunuz peki şimdi Ankara olacak mısınız?” dediğinde Avrupalı medeni(!) insanlar, “ne alakası var canım Ankara Ortadoğu da, bizimle alakası bile olamaz, üzülmeye bile değmez” diye insancıl tepkilerini göstermişlerdi. Müzisyen aslında “terör bizi yani insanlığı katlediyor, korkutuyor buna hep birlikte dur mu diyeceğiz, yoksa senin benim diye ayırıp Ortadoğu’da olunca gülecek, Paris’te olunca kolkola girip ağlayacak üzülecek miyiz” demek istemişti ama nafile. Çünkü;

"Paris benim için bir tren seferi mesafesinde. Hamur işinden daha iyi anlamaları hariç bizimle aynı sayılırlar. Orada ölen ben ya da ailem olabilirdi. Ankara ise orta doğuda. Ankara’da tanıdığım kimse olamaz. Zaten benim gibi değiller. Mesela Irak da öyle. Doğru ya da yanlış, bakış açısı budur." diyordu –uwascalwabbit adlı twitter kullanıcısı.

Ya da “Ankara saldırısı yapıldı çünkü Kürt halkı baskılanıyor ve bombalanıyor ve ifade hakları ellerinden alınıyor. Bu yüzden ahlaki açıdan Türkiye’ye destek vermek zor."  diyordu –theinfamousmrFox adlı bir başka Avrupalı medeni(!), ancak acaba Brükselde patlayan zevkine patlatılmış bir deneme bombası mıydı? Hem de arka arkaya üç tane!... Acaba Belçika yönetimi ya da daha genel bakışla AB neyi baskılıyordu da bu patlamalar oluyordu tam da medeniyetin(!) orta yerinde.

Daha da geriye gittiğimizde 11 Eylül saldırılarının arkasından Amerika Başkanı Bush’un “ya bizimlesiniz olursunuz ya da düşmanımızsınız” demesinden sonra Afganistan, Ortadoğu, Arap ülkeleri, Afrika dahil her yere hunharca saldırıp her yeri kan gölüne çevirmesi kime baskı yaptı da ortaya El Kaideler, IŞİD’ler, YPG’ler çıktı ve her yerde patlayıp duruyorlar.

Evet sen Ankara için üzülmemiş olabilirsin, hatta Ortadoğu ülkesi bırak patlasınlar, kendi bataklıklarında boğulsunlar diye sevinmiş olabilirsin, ancak biz sizin bozuk para atarak eğlendiğiniz üç beş mülteci gibi milyonlara kucak açmış, onca acıya ve sıkıntıya rağmen onları barındırmış, beslemiş, tasta çorbamızı, okulda sıramızı paylaşmış bir Ortadoğu(!) ülkesi olarak Paris’e de üzüldük, Brüksel’e de üzüldük. Çünkü orada da Ankara’da olduğu gibi ölenler, biçare masum insanlardı. Şunu anlamanız gerekiyordu çoktan, samimiyetsizliğiniz gün gelip sizin de başınıza iş açabilir, doğuda yaktığınız ateş gün gelip büyür büyür ve sıcacık rahat yataklarınızda kabuslar görmenize neden olabilir. Ama anlamadınız!

Kapılarınızı kapatarak, ve dahi paranızla satın aldığınızı zannederek “aman bize bulaşmasınlar” dediğiniz mültecilerin içindekileri biliyor musunuz? Onların yuvalarını yıkarken ve bir neslin savaşla büyümesine sebep olurken kendi nesillerinizin rahat kalacağını mı sanıyorsunuz?

Evet üzüldük! Brüksel’de yapılan apaçık bir katliamdır, terördür ve en ağır ceza ile cezalandırılması gerekir. Ama medeni(!) olduğunu iddia eden batı da artık başını ellerinin arasına alıp terörü beslemeyi, en büyük karını silah satışından yapmayı, beslediği terörün gün gelip kendisini de vuracağını görmeli, akıllanmalı ve medeni olmalıdır.


Evet üzüldük! Paris’e üzüldüğümüz gibi, Ankara’ya üzüldüğümüz gibi, ya da Suriye’de Irak’ta Filistin’de bir mazlumun ölmesine üzüldüğümüz gibi Brüksel’e de üzüldük. Çünkü biz “Nerede bir can ölse oralı olur yüreğim, olmazsa insan olmaz yüreğim” diyen şairlere sahip gerçek medeni bir ülkeyiz! Ve Ortadoğu’da insanı seven medeni bir ülke olmak, Avrupa’da insanı parayla maymuna çeviren medeni(!) bir ülke olmaktan çok daha güzeldir bizim için. 

Böyle biline! 

19 Şubat 2016 Cuma

SENİ ANLIYORUM YANKEE


ABD’nin son dönemde Suriye üzerinde yürüttüğü politikayı anlıyorum. Keza Rusya’nınkini de!

11 Eylül saldırılarının ardından Bush’un yaptığı açıklamayı anımsamakta yarar var; Bush gayet tehditkar bir ağızla yeni dünya düzeninden bahsetmiş ve “ya bizimlesiniz ya da bizim karşımızdasınız” demişti. Sonrasında Afganistan ve Irak’ta topyekün bir temizlik(!) hareketine girişmişti. Bu hareketin daha önceden planlandığı ama uygun kılıfın ancak büyük bir komployla bulunabileceği aklı başında birçok teorisyenin üzerinde uzlaştığı bir konuydu. Ancak ABD dünyanın gözünün içine baka baka terörden beslenerek en büyük terör kaosunu yaratma ve bundan rant sağlamaya çoktan başlamıştı.

Artık hepimiz biliyoruz ki Amerika önce teröristi yaratır, destekler ve arkasından onu bahane ederek dünyaya şekil vermeye çalışır. Zaman ve argümanlar farklı olsa da değişmeyen tek gerçek budur ve değişen tüm ABD başkan ve hükümetlerine rağmen plan harfiyen uygulamaya devam edilir.

Saddam’ın, Bin Ladin’in ve Kaddafi’nin el altından desteklendiği ve günü geldiğinde gözünün yaşına bakmadan yerlerde sürünerek veya darağaçlarında sallandırılarak öldürüldüklerini hepimiz canlı izledik. Bin Ladin’in el Kaidesiyle başlayan süreç IŞİD ile devam ediyor. Tereyağından kıl çeker gibi Ortadoğu üzerinde oynadıkları oyun sürmeye devam ediyor.

 Biraz zaman tanıyıp IŞİD’in ilerlemesine göz yumdular, bu arada Dünya’ ya terörün ne kadar kötü olduğunu gösterdiler. Paris saldırısı ile bir kere daha dünyayı buna ikna ettiler. Yeni dünya düzeni, ya bizimlesiniz ya da düşmanımızsınız. Oh ne ala..
Sonrasında hava saldırıları, el altından silah yardımları, aleni destekler ve en sonunda PKK/YPG’yi IŞİD ile savaşan en etkili savaşçılar diye önümüze diktiler.

ABD’nin Ortadoğu’nun kaynaklarını sömürme konusunda kullandığı araç, kaos ortamı ve kukla devletlerdir. Yapay terörist liderler ülkeleri kaosa sürükler, yeni terörist gruplar ortaya çıkar ve son kurtarıcı ABD yardımıyla terörizm bir kere daha yenilgiye uğratılır ve ortaya yönetmesi kolay, her bakımdan Amerika’nın ağzının içine bakan küçük kukla devletler ve bölgeler ortaya çıkar. Bunu yaparken ABD Müslüman Ortadoğu’nun mezhepsel kimliğini de bir güzel kullanır. Bu sırada Müslüman Müslümanı öldürür, bombalar, yakar, yıkarken, ABD’li şirketler bir güzel petrol kuyularının üstüne çöreklenmeye başlar.

Ancak düzenin sonsuza kadar devam etmesi gerekir. Kuyuların ve petrol boru hatlarının sonsuza kadar jandarmalığını birilerinin yapması gerekir. Buldum Kürtler! Şimdi aynen öyle oldu. Kuzey Irak bunun ön uygulaması idi. Oraya öteden beri el bebek gül bebek büyüttüğü Barzaniyi jandarma olarak çoktan dikti. Ancak petrolün taşıma için Akdeniz’e götürülmesi gerekiyor. Bunun için neden Suriye ve Türkiye’ye para ödesinler ki! Hem Suriye de keşfedilmemiş epey bir petrol de varken. Oraya da Kürtleri dikelim. Kürtlerin içinde bu vatan da vatan diye bağırıp duran yırtık çocuk olduğu sürece kullanılmaları kolay! YPG teröristleri bunun için okşandıkça okşanıyor. Bunun için şımardıkça şımarıyorlar. Bilmiyorlar ki ABD allı sürmeli ucuz ve yaşlı bir kokanadır…

ABD son açıklamasıyla dünyanın en büyük düzen bozucusu olduğuna beni  bir kere daha ikna etti. Dedi ki “Ankara saldırısı konusunda YPG’yi suçlamak için erken. Bu ucu açık bir muammadır. Bizim için YPG IŞİD ile savaşan en güçlü savaşçılardır. Türkiye’yi top atışlarını durdurması konusunda uyardık. Öncelikli hedefimiz IŞİD olmalıdır”. Başka söze gerek yok deyip tespitleri burada bırakabilirim ancak açmakta fayda var.

“Senin teröristin IŞİD olabilir ama yaptıkların sayesinde PKK/YPD de benim teröristim. Dünyanın neresinde olursa olsun kaynakları sömürmeyi kendinizde hak olarak görebilirsiniz. Bunun için yapay teröristler yaratıp, insanlığın başına bela edebilir ve sonra kurtarıcı havasına bürünebilirsiniz. Uzak rahat ülkenizde rahatınızın bozulmasından korkuyor da olabilirsiniz. Bunun için her yol mübah deyip ülkeleri birbirine düşürebilirsiniz. Ancak benim sınırımda olan biteni çözmek için menfaatlerini ön plana koyup, beni de oyununa alet ederek kör ve sağırı oynamamı isteyemezsin. Benim sınırım ve benim komşularım, nasıl hareket edeceğime, nasıl bir politika izleyeceğime karışamazsın. Sen bunu terörist ilan ediyorsan ben de şunu terörist ilan ediyorum. Hem de seninkinden daha gerçekçi, daha belgeli. Ve biz sadece teröristle savaşırız. Yanında yakınında kim varsa herkesi kancıkça bu işin içine sokmayız..” diyebilsek keşke… O zaman işte büyük devlet olacağız ama bahar geliyor sıcaklar çok artacak…


Rusya, ah Rusya bir türlü emeline nail olamadın, bir türlü Akdeniz’de güneşlenemedin. Ne olacak senin bu halin… boşuna heveslenme, bu Amerika sana gene yedirmez orayı… Gerçi Amerika’dan önce  biz varız tabii… Türkiye… uyandırayım!...

12 Ekim 2015 Pazartesi

ÖLÜM GELİNCE HUZUR GELİR Mİ?


Oturduğumuz yerden bakınca her an patlama tehlikesi ile yüz yüze olduğumuzu görüyorum artık. Kimbilir en sevdiğimiz simidi alırken bir pastanenin önünde ya da çocuğunuzu salıncakta sallarken bir parkta, patlayabiliriz! Oracıkta yerlere serilmişken üzerimize örterler hayattayken iğretiyle baktığımız bayrakları, flamaları, pankartları….

Ankara’da ölenlerin hepsi miting için mi gelmişti oraya! Trene binmek için gelen ya da inip evine gitmek için kapıdan çıkanlar da ateşin içinde kalmadılar mı? Sadece kalabalığı izleyeyim diyen ve duvar dibine çömelip bir sigara yakan yok muydu ölenlerin arasında? Öldüler! Hepsi Öldüler!... Huzur geldi mi?

Ötesini berisini araştırın artık. Kimin yaptığına dair ufak bir saç teli, kurumuş bir tükrük bulursanız, içimizi ferahlatırsınız öyle mi? Düşündükçe ve konuştukça ölümleri unutuyoruz. Hepimiz acaba kim yapmış derdine düşmüşken, parça parça düşenleri kabulleniyoruz aslında! “Ne işleri varmış orada” diyoruz mesela. Sabah sabah biz gözümüzü oğuşturmadan daha, ellerine demek istediklerini alıp meydana koşanları anlamıyoruz. Ancak ölenlerin sayısı ilgilendiriyor bizi. Ne çok…!

Demokrasiler hep kanlı mı oluyor? Ülkemde demokrasi neden kana doymuyor bir türlü! Tüm gürültüsüyle ağız dolusu saçmalayan arap ülkeleri geliyor mesela aklıma! “Ortadoğu’da canlı bombalar olur, insanlar ölür, biz de Ortadoğu ülkesiyiz” diye ölümleri sıradanlaştıran, basitleştirenlerden midem bulanıyor. Oysa ölüm tüm sıradanlığına karşın, hayatın en büyük olağanı, rutini olmasına karşın böylesini kabullenemiyorum! Bundan sonrakileri de kanıksamış olarak hoş mu göreceğiz yani!

Çocuklarıma nasıl bir ülke bırakmak üzere olduğumuzdan dolayı endişeliyim! Korkuyorum onlar için. Ölümlerin içine doğan bireylerin sadece ölmek ve öldürmek üzerine hayat sürmesi yaralamıyor mu? Gocundurmuyor mu başkentin göbeğinde parça parça cesetlerin savaş görüntüsü silüetleri!

Ve “boom” sesiyle tespihinden bir tane daha attıran “şükürzade” ya da viskisinden bir yudum daha alan koca göbekli “haramzade” çok sevindiniz mi! Okşadınız mı göbeğinizi, sıvazladınız mı sakalınızı. Hiç olmadığı kadar tatmin oldunuz mu bir genç kendini feda ederek öteki gençleri öldürdüğünde! Bu  kaostan kasanıza girecek dolarcıkları, ya da hanenize yazılacak oyları saymaya başladınız mı? Yazıklar olsun sizin insanlığınıza, insafınıza! Ocağınız kurusun, etleriniz dilim dilim doğransın ve ateşlerde dağlansın gözünüz diliniz!

Mesel Türklük, mesele Kürtlük değil! İnsanlık meselesi mesele! Bombanın pimine basan da, bastıran da , o bombaya karşı güvenliği sağlayamayan da, gözlerini karartıp parça parça insan uzuvlarının arasında bölücülük yapan da, madem konuşmaksa niyetin daha toplanmadan polis aracını kırıp döküp parçalayan da ve ölü sayısını tutturmaya çalışırken TV karşısında çekirdeğini çıtlatan da hepimiz az buçuk sorumluyuz ölenlerden!


Bir an önce sakin sakin ötekileşmeden, ayırmadan, bölmeden konuşmaya ihtiyacımız varken, henüz yolu biliyorken üzerine düşeni yapmalısın! Kalkıp yerinden “ben de varım” ve “üzülüyorum bu ülke için” diyebilmeliyiz. Yazık olmadan, geç kalmadan!..
Adana - 12.09.2015

Kör Parmağım Gözüne: Bu sabah sanatçı Levent Kırca da öldü! Bir sanatçı öldü!

6 Ekim 2015 Salı

RUSYA'NIN ÖZRÜ


Maalesef Osmanlı’dan kalan bir toprak parçası daha tatbikat sahasına çevrilmiş durumda.

Suriye’de at koşturan tüm güçlerin tek vaadi düzenin tekrar kurulması. Ancak kendi egemenliği altında. Bastığım toprak benimdir mantığıyla güdümlü ufak örgütler ağabeylerinden aldıkları yardımla karşısında kim varsa saldırmaya devam ediyor. Esed güçleri ise bir zamanlar kendi vatandaşı olduğuna bakmaksızın öldüre öldüre ülkeden kovuyor insanları.

Batılı ülkelerin ise tek derdi, petrol boru hatlarının güvenliğini sağlamak. Bölgede kontrol edilebilir bir kaos onlar için değme barıştan daha iyi. Çünkü çatışma ortamında yerel gruplar egemenlik ve özgürlük savaşını verirken el altından götürülen yer altı kaynakları kimsenin umurunda değil. Kardeş kardeşi öldürürken, babadan kalan evi hırsızlar pay ediyor halbuki.
Suriyeliler ülkelerinde, göç yollarında ölürken, batıda Amerika, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler kışı sıcak geçirmek için Suriye üzerinden geçen doğalgaz ve petrol boru hatlarını gözü gibi koruyorlar. Bunun için ülkelerinden binlerce kilometre ötede güya barış güvercinliğine soyunuyorlar. Ancak barıştan söz ederken daha çok kaos ve insan ölümüne sebep oluyorlar. İnsanlar ölürken veya sürgün edilirken planlı programlı davranıyorlar hem de! Kalmasını istediklerine her türlü yardımı yapıyorlar, eğitiyorlar donatıyorlar. Gitmesini istediklerini ise yollarda ölüme terk ediyorlar. Sınırlarına kadar dayansa bile mülteciler, polislerini kalkan yapıp bir güzel dövdürüyorlar.

Son olarak Rusya’nın Suriye semalarından bırakmaya başladığı bombaların kimi öldürdüğü belli değil. Hem IŞID’den bahsediliyor rakip olarak hem de Esed’e muhalif güçlerden. Dedik ya Suriye, tatbikat sahası oldu artık diye, muhtemelen yeni silahların yıkım gücü de bu esnada deneniyor.

Rusya’nın hava sahamızı ihlal etmesi ve F-16’larımızı taciz etmesi hem milli duygularımızı depreştirdi, hem de korkuttu aslında. Bölgede bu kadar güç varken, karşılıklı gruplaşma ve müttefik olma hiç de zor olmasa gerek. Böylesi bir gruplaşmanın milyonların ölümüne sebep olan birinci dünya savaşı gibi bir savaşa mahal vermeyeceğini de kimse kestiremez.

Uçakların hava sahamızı ihlal etmeleri karşısında “sert” çıkışımıza Rusya, “sehven oldu” diyerek yanıt vermiş. Kime göre “sehven”. Kandırmak istediğiniz cahil kesime göre mi? Kendi uçağını kendisi yapan bir ülkenin uçakları iyi tanımaması gibi bir durum olabilir mi? Uzaya adam göndermiş bir ülkenin koordinatlardan haberi olmaması gibi bir durum olabilir mi? O kozmonotların eğitimlerinin ABD’yi bile kıskandıracak düzeyde olduğunu bildiğimize göre, savaş uçağı pilotlarının eğitimsiz olması düşünülebilir mi?

“Uçağın ön düzeni bozulmuş, servise de uğrayamadık, biraz sağa çekiyor.” Diye bir mazereti ileri sürseydiniz daha mantıklı olabilirdi. “Teknik arıza sonucu, konum bilgisi bir süreliğine kayboldu, bu sırada biraz hava sahasına girmişiz abi” deseydiniz inanmamız daha kolay olabilirdi belki.

Biz nasıl bir ülkeyiz diye hayret ediyorum bazen! Ne Suriye de yaşayan Türkmenler bizim soydaşımız deyip “yardım”bahanesiyle topraklarımıza katıyoruz, ne Karabağ’da sorun var deyip Azeri kardeşlerimizin derdine derman olmak için sınırı geçiyoruz. O kadar uslu ülke olmamıza rağmen “el oğlu” binlerce kilometre öteden gelip sınırımızın hemen karşısında at koşturuyor. Ve hava sahamızı ilal ediyor. Öte yandan sınır kasabalarımıza habire durmadan “sehven” havan topu düşüyor, serseri kurşunlar yağıyor.

Öyle ya içeride başımızın belası şımarık çocuklarımız var bizim. “Yerinde yönetim” deyip özgürlük provaları yapıyorlar durmadan. Biz havada uçan sivrisineklerle meşgul olurken, kapıdan bacadan yılanlar, çıyanlar evimize sokulmaya devam ediyor. Allah sonumuzu hayır etsin!.. 06.10.2015 - Adana





17 Eylül 2015 Perşembe

ACIDAN BESLENEN ACINASILAR


İnsanoğlunun aciz ve güçsüzlüğünü her seferinde yüzüne vuran semavi dinlerin, yine insanı en çok sakındırdıkları tehlike tul-u emel’dir. Yani hırs, bitmeyen istek, doymayan karın ve bir türlü tatmin edilemeyen azgınlıktır. Doğa ve hayat karşısında bu kadar aciz olan bir varlığın aksine bu kadar gaddar, katilce yaşaması ancak içindeki canavarla açıklanabilir.

Bugünkü habere göre Amerika PYD ile Kuzey Suriye‘de ortak harekat gerçekleştiriyor şeklindeydi. Bir kere Amerika’nın kıtalar mesafesindeki bilinmedik topraklarda askeri operasyona kalkışması, doymak bilmeyen bir azgınlığın göstergesidir. Tüm terör örgütlerini silah yönünden besleyen, en ücra köşelerde bile karışıklık çıkartıp sonra daha çok silah satan, en nihayetinde kukla devlet kurdurup ona da silah pompalayan yine Amerika’dır. Kendi eliyle ortalığı bozan, sonra düzeltmiş gibi yapan sonra daha çok bozan yine Amerika’dır.  Bu sayede kaos ve kargaşadan yararlanıp yer altı ve yerüstü ne kadar kaynak varsa hepsini sömüren, sömürdükçe iştahlanan ve bir türlü azgınlığı bitmeyen, dünyaya habire tüketim çılgınlığı pompalayan ve okyanuslar arasında kendini güvenli ve korunaklı ülke vatandaşı konumunda gören Amerikalıları mutlu azınlık yaptıran güç bu Büyük Şeytan’ın ta kendisidir.

Geçmişte bir bahaneyle saldırdığı Afganistan’ın hala düzelmemiş olması, Afrika’da kabile dönemlerinde görülen savaşların hortlaması ve Ortadoğu’da bitmek bilmeyen güç dengesi değişikliklerinin sebebi, hep Amerika’nın haltlarıdır. Myanmarda Budistler tarafından hint okyanusunda ölüme zorlanan, pala ve satırlarla doğranan Müslümanların,  Afrika’nın bambu çadırlarında açlıktan ölen siyahi bebeklerin, ne sebebi belli, ne sonucu tahmin edilebilen savaşlar yüzünden milyonlarca insanın evinden yurdundan atılmasının, göçebe olarak Ortadoğu’dan yollara düşmesinin sebebi de yine Amerika’dır. Uyuyan ve bütün tepki refleksleri alınmış Arabistan Krallarının, arap ülkelerinin, çiğnenen Mescid-İ Aksa’nın, Mısır’ın, Suriye’nin, Yemen’in tek sebebi bu azgın, doymak bilmez, sonu gelmez açlığı yüzünden hiçbir kutsala saygısı olmayan Büyük Şeytan Amerikadır.

Ancak ne tuhaftır ki her ülkenin, herkesin bilmesine rağmen yine de bu sorun çıkarıcı ülkeyle ortak olma, müttefik olma çabası anlaşılır gibi değil. Güya dost olduğu ülkeyi eninde sonunda kaosun içine atan bu şer odağıyla mücadele etmek yerine sürekli olarak mübadele havasında olmak hiçbir ülkenin, toplumun, örgütün lehine değildir. Dün nasıl ki Saddamı ortaya çıkardıysa ve heykeline bile tahammül edilmez hale getirip darağacına gönderdiyse, Bin Ladin’i besleyip sonra güya terörist ilan edip, Afganistan’ı cehenneme çevirdiyse bugün güya anlaşma yapıp ortak ediyor algısı yarattığı Kuzey Irak ve Kuzey Suriye Kürtlerinin yarın ağzına s*çmayacağını kafasızlar bilmiyorlar mı?

Sınırları ve nüfusu artmış imparatorlukları ve büyük ülkeleri bölmenin yegane kuralı “milliyet” düşüncesini kafalarına yerleştirmektir. Amerika bunu yıllardan beri her girdiği bölgede yapıyor. Bugün Suriyede olan da tam da budur. Herhangi bir sağlam köke dayandırmadıkları geçmişlerini Amerika sayesinde “milliyet” bulma çabası içine giren acınası Kürtler acaba yarın yine bu Amerika’nın alacağını tahsil etme günü geldiğinde ne yapacaklar. Bugün ite kaka peşmergeleriyle, savaş kazandığı zanneden PYD, Amerika’nın “hep ben veriyorum” biraz da sen ver bakalım” isteğine ne cavap verecek?

Türkiye düşmanlığıyla bütün düşmanlarımızla dost olma yarışına giren dağdaki ve Meclisimizdeki teröristler acaba borçlarını günü geldiğinde ödeyebilecekler mi? Yoksa bugün Türk Kürt diye ayıran şer odağı, yarın onları da Zaza, Ezidi diye ayırmayacağını garantisini mi aldılar.

Bütün P’li grupların yaptığı yanlıştır. Bir vatan ve ülke içerisinde yaşama ve bölüşme idealini baltalamak için ellerinden geleni yapanlar unutmasın ki batan gemiden sağ çıkan zor olur ve batan geminin malları ucuz olur. Amerikan asker ve istihbaratı ile kültürünün girdiği her yerde yozlaşma inanılmaz boyutlara varır. Bütün o kutsallarımız, namusumuz, şerefimiz, onurumuz bile ayaklar altına alınır da ruhumuz duymaz.. Bugün elinizdeki maddi değerleri almak için kapınızı aşındıran köpekler karşısında hem maddiyatınızı hem de maneviyatınızı kaybetmiş uyuz sokak köpeklerine dönersiniz.

Acınacak hale gelirsiniz acıdan beslenenlerin elinde de kıçınızı tuta tuta, bir dilim ekmek için yalvarırsınız sonra!... Demedi demeyin!...



17.09.2015 - Adana

7 Eylül 2015 Pazartesi

BİR TUHAF BAŞ; DEMİRTAŞ


Hakkını vermek lazım, 7 Haziran öncesi durumu iyi idare etti. Barış dedi, halkların kardeşliği dedi, analar ağlamasın dedi, espri yaptı, saz çaldı, türkü söyledi ve 80 milyonun gözünün içine baka baka 6,5 milyon kişiyi büyüledi, kendine oy verdirtti.

“Arkasını teröre dayamışken” önündeki Türkiye’ye karşı nasıl kıvırmak gerekirse en iyi şekilde kıvırdı. Bir kere bile “lanet olsun şu teröre” demeden, “barış olsun” diye diye bir “selocan” oldu. Ne zaman ben “Türkiye Partisiyim” diyecek olsa “keleşin dipçiğini” gösterdi  ağabeyleri. Ne zaman gerçekten “iki tarafında” acısını paylaşacak olsa, azarı yedi oturdu.

Bugün Dağlıca’da yaşanan ve son dönemde “devlete” başkaldırmanın en acımasız sonucu için Almanyadaki tüm programını iptal edip “yurda” döndü. Alamanya’larda kimlere neyi savunuyor ve hangi yurda dönüyorsa artık!... Ve sosyal konularda doğal ve sosyal blender  twitter üzerinden açıklama yaptı: “Koşullar ne kadar zor olursa olsun barışta ve kardeşlikte ısrar etmek dışında her yol bizleri insanlığımızdan uzaklaştırır, acılarımızı derinleştirir. Allah hepimize sabır ve akılla davranma dirayeti nasip etsin. Hepimizin başı sağ olsun.”

Demirtaş’ın bu sözlerini iki kısma ayırıp eğrisiyle incelemek lazım. Doğrusuyla diyemiyorum, deve misali doğrusu yok çünkü.

Birincisi “koşullar ne kadar zor olursa olsun” diyor. Koşullar, kimin koşulları. Kendilerince özgürlük savaşçısı olarak saydıkları Gerillaların koşulları mı zor acaba. Artık şehirlerde mesaiye gider gibi güpegündüz karakol basmayı göze alan, gece olunca biyerlere çekilip güç toplayan teröristler için koşullar zor mu? Bir de size silahını kapan koşsun savaşsın diyen kim ki koşulları kötüleştirip zorlaştırıyorsunuz. Evinizde otursanız zaten kömür, makarna, pirinç, çocuk başına para, sosyal yardım ayağınıza kadar geliyor. Dövlet yolunuzu da yapıyor, suyunuzu da getiriyor. Anadilinizi de konuşuyor, ticaretinizi de yapıyorsunuz. Hatta katır sırtlarında vergisiz, algısız, net para kazanıyorsunuz. Karışan var mıydı? Koşulları içinden çıkılmaz bir hale getiren sizin P’li örgütleriniz Demirtaş efendi!

İkincisi “barışta ve kardeşlikte ısrar etmek dışında her yol bizleri insanlığımızdan uzaklaştırır, acılarımızı derinleştirir” diyor. Bunca sivil ve asker ölümünün sebebi o çok sevdiğiniz “gerillalarınız” iken, bu kadar çok anayı ağlatmışken hangi barış ve kardeşlikten bahsediyorsunuz acaba! Devlet elbetteki sınırlarını ve o sınırların içindeki asayişi korumak zorundadır. Ve bundan yol kesen, araç yakan, şantiye basan, sağlık görevlilerini kaçıran ve hain tuzaklarla kalleşçe ölüm getiren herkim olursa olsun hak ettiğini bulur.Geçmişte köy basıp masum bebeklerin karınlarına kurşun sıkan zihniyet acaba hangi insanlıktan dem vuruyor herseferinde. Acı zaten yüreklere çöreklenmiş artık, hangi derinleşmeden bahsediyorsunuz acaba.

Demirtaş bu açıklamaları yaparken HDP Kars Milletvekili Şafak Özanlı kendi eliyle hazırladığı erzakları dağdaki kardeşlerine götürürken yakalandı. Muhtemelen yemeklerini de yapıp karınlarını da doyurup, sırtlarını da sıvazladıktan sonra dönecekti. 

Önceki günlerde Tuncelide öldürülen PKK’lıların cesedini yine HDP’li vekil Alican Önlü özene bezene ambulansa kadar taşıdı. Onlara ambulansı hangi zihniyet temin etti, o da ayrı bir ironi. 

Yine Tuncelide dağda öldürülen teröristin tabutunu HDP Van Milletvekili Tuba Hezer ve HDP Başkale Eşbaşkanı Aynur Tarhan, Öcalan resimli paçavralar eşliğinde omuzlarında taşıdı. 

Bütün bunlar Demirtaş “hepimiz kardeşiz” diye türkü söylerken oldu. Senin “şehit cenazelerine katılmıyorlar ama” diye isyan ettiğin kulak arkalarında duruyor. Onlar “kardeşlerinin” cenazelerinde…

Böylece kimin “kardeş” olduğunu da çok iyi öğrenmiş oluyoruz. Demirtaş istediği kadar bu tarafta kıvırmaya çalışsın. Olayların tek anlaşılır yanı, ayrışmanın çoktan tamamlandığı, “barajı geçerlerse” demokratik zenginlik olur inancıyla oy verenlerin büyük yanılgı içine düştüklerinin belirlendiğidir. İstediği kadar “Türkiye Partisi” olmak istediklerini belirtsin Demirtaş, avanesi teröristin yanında gezdiği sürece hiçbir inandırıcılığı olmayacaktır. Onun gayri samimi söylemlerinin altında kan arayan vampirlerin saklandıklarını görmek çok zor olmasa gerek.

Yılanın başının ezilme zamanı çoktan gelmiştir. Ya devlet başa ya kuzgun leşe…

Adana - 07.09.2015

3 Eylül 2015 Perşembe

KUMSALDAKİ KELEBEKLER


Lanet olsun bizim insanlığımıza, vicdanımıza, hayatımıza ve sizin savaşınıza!

Muhtemelen bütün dünya izledik minicik bir bedenin sahilde cansız yatışını. Kimimiz gündemi takip edip siyasi nutukları okurken, kimimiz sevgilisine özlü sözler ararken, kimimiz öğle molasında emperyal hamburger ve kolayı mideye indirip internette sörf yaparken… ama hepimiz ekrandan izledik! Hissedemedik ıslaklığı, soğukluğu!

Sonra hep birlikte yarış yaparcasına paylaşmaya başladık özlü sözler eşliğinde. Önce fotoğraf, sonra cehennem ve ilahi adalet hatırlatmaları, sonra ağlak ikonlar eşliğinde… ama hiçbirimiz duyamadık o botun batma anındaki çığlıkları, o bebeğin korkudan ağlamalarını, haykırışlarını…

O sırada kim bilir birinin sırtında roketatar menzildeki evlerden birini nişan alıyordu, büyük gürültüyle patlayan silahlar bombalar korkulu rüyaların arasında kim bilir kaç bebeği daha öldürüyordu! O sırada kim bilir birileri kazıyordu toprağı, mayın döşüyordu, kim bilir kaç bebek babasız kalacaktı patladığında! O sırada kim bilir canımız sıkılıyordu bilmem kaç ekran TV’mizin karşısında yarı çıplak showları izlerken! O sırada kim bilir oğlumuz son model bilgisayarında hayali kahramanlarla savaş oyunu oynuyordu, gerçeğinin çok acıttığını bilmeden öldürüyordu hayalinde! Ve o sırada kim bilir içkisini yudumlarken kaç silah tüccarı anlaşma imzalıyordu, ya da kaç insan taciri daha çok nasıl sığdırırım insanları lastik bota diye itekliyordu insanları saman balyası gibi! Yazıklar olsun yaşantımıza!..

Bindikleri lastik botta muhtemelen o kısa ömürlü kelebeğin yeri bile yoktu. Anasının veya babasının kucağındaydı onun yeri. İnsan taciri tarafından “insan” bile sayılmıyordu belki de! Yok hükmündeydi kim bilir!

Yaşadığı iki üç senelik ömürleri ile dünyadan ne kadar razı olabilirlerdi ki! Ne kadar haklarını helal edebilirlerdi bize! Belki de hiç gülmemişlerdir hayatlarında, hep korkmuşlardır, hep saklanmışlardır. Biraz olsun gülebilmek umuduyla binmişlerdir o lastik botlara! Gülüşleri kundakta meleklere kalmıştır belki de! Lanet olsun bizim kahkahalarımıza!

Dün bir dram yaşandı Akdenizin karanlık sularında, karanlık vakitlerde! Kelebekler kucaklardaydı, rengarenk gülsünler, rengarenk yaşasınlar diye umutla çıktıkları yolun, ölüm olduğunu nerden bilsinlerdi. Uçacakken kumlara nefessiz çakılıp kalacaklarını nerden bilsinlerdi. Lanet olsun bizim bilgimize de, teknolojimize de!

Hep senin suçun bunlar ey doymayan nefis, ey doymayan karın! Bir varken hep beş istemenden kaynaklı bu ölümler ey para babası emperyal sömürücüler! Hep senin doymak bilmeyen hırsınının sonucu bu insanoğlu! Hep bana Rabbena demenin suçu bu ey Müslüman! Yanı başında savaş varken senin Pariste koca bir otel kiralamanın suçu bu Arap Kralı! Lanet olsun bizim Müslümanlığımıza!

Öyle yüzükoyun yatarken gözünden perde kalkıp acaba gösterildi mi kendisine karanlık, koca göbekli doymak bilmeyen katilleri . Ya da zaten biliyor muydu “kelebek” ömrünün bu kadar kısa olduğunu! Yaşasa da dünyanın daha berbat hallerini göreceğini! Yaşasa da yaşadığına pişman olacağını!


Kimbilir! Merak ediyorsak sorarız Mahşer meydanında artık. Tabi insaf edip de konuşmamıza izin verir, bir çırpıda sorgusuz sualsiz O da bizi boğmazsa!

Adana-03.09.2015


Kör Parmağım Gözüne: "İlim ve hakikat, siyasetin oyuncağı olamaz." der Atsız...

2 Eylül 2015 Çarşamba

TÜRK TÜRK'E DÜŞMAN OLAMAZ!



Olmamalıdır da!

Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur sözünü ilk kimin söylediği meçhul. Ancak Atsız’ın vasiyetnamesinde sıraladığı düşmanlarımıza bakıldığında tam da yerine oturan bu sözü artık başlıktaki gibi daha değişik bir anlama sokmak gerekmektedir.

Milletlerin zaten dostu yoktur. Çıkar ilişkileri vardır. Bu çıkar ilişkileri milletleri tarihin bir yerinde elbet düşman haline getirir.

Çıkarlar ekseninde bakıldığında “barış” sözünü çokça geveleyip duranları iyi irdelemek lazım. Çünkü çıkarların olduğu yerde kati’i ve sürekli bir barıştan bahsetmek mümkün değildir. Sonunda barış ergeç bozulacak ve savaş kaçınılmaz olacaktır. Bunu yine en güzel Atsız özetler: ”Barış savaşın başka metotlarla devamı ve silahlı savaşa hazırlığın ayrı bir şeklidir.”

Amerika ve Sovyetler Birliği’nin uzun yıllar boyunca savaş yapmadan durması onların “barış” içinde yaşadığını göstermez. Nitekim bu dönem karşılıklı restleşmelerin, silahlanmanın, casusluk faaliyetlerinin en üst seviyeye çıktığı “soğuk savaş” dönemidir.

Son iki aydır ülkeyi kana bulayan PKK’nın vurkaç kabiliyetinin artmasını ve kullandığı silah ve mühimmat çeşitliliğinin ve çokluğunun da “barış” ortamının olduğu, “şehit haberlerinin” gelmediği dört yıllık açılım sürecinden kaynaklandığını sağır sultan bile duydu ve analiz etti.

Şırnak, Şemdinli ve Diyarbakır’ın PKK tarafından mühimmat depolarına dönüştürüldüğü, köy aramalarında ve çay bahçelerinde çıkan onca silahlarla ortaya çıktı. Açılım ve güya silahsızlanma sürecinde PKK boş durmamış, hem mali gücünü hem silahlı gücünü revize etmiş ve artırmıştır. Buna karşın devlet olarak ancak şimdi kevgire dönen sınırlarımızı beton duvarlarla veya hendeklerle koruma girişimlerimiz ironik değil midir?

Yoksa devletin bir terör örgütüyle kırk yıllık silahlı mücadelesinde hala bir sonuç çıkmaması traji komik bir haldir.

“Barış”tan bahsetmek size kitleler kazandırır. Arkanıza kalabalık bir topluluğun takılmasını sağlar. Ancak dikkat edin en çok barıştan bahsedenler dünya genelinde barışı en çok katledenlerdir.

“Bir gün ülkede milliyetçi geçinen politikacılar, yöneticiler, sanatçılar, aydınlar hiç bir çıkar kaygısına düşmeden, yiğitçe, korkusuzca Türkçü söylemlerde, Türkçü tavırlarla milletin karşısına çıkarlarsa o gün Türkçülük büyük bir utkuya yaklaşır.”

Atsız’ın bu sözü ayrı bir anlam taşıyor. Sözün girişinde “milliyetçi geçinen politikacılar” diyerek politikanın zaten bir yalan ve dolandan ibaret kandırma meşgalesi olduğunu belirtiyor. Dikkat edin “milliyetçi politikacılar” demiyor! Oysa her  zamankinden daha çok milliyetçi, Türkçü ve Turancı olmaya ihtiyacımız var. Artık düşmanlarımız ilkokulda öğretilen üçbeş ülkeden ibaret değil.

 Kaypak bir aşufte gibi her türlü kılığa giren, allanıp pullanıp her seferinde yüzümüze gülen ama sürekli kuyumuzu kazan Amerika gibi çıkarcı Yahudi ırkını kendimize “dost ve müttefik” sayarak en büyük düşmanımızı edindiğimizin farkına varmalıyız. Bunun farkına güdümlü Kürtler de varmalıdır.

Ve Avrupadaki pohpohcuları ile dağdaki silahlı ağabeylerine güvenip de Bizi “tükürüğüyle boğma” tehdidinde ve gafletinde bulunan takım elbiseli teröristlere karşı bir ve iri olabilmeliyiz.

Sürekli “barış”tan bahsederek mide bulandırır seviyeye gelenlere karşı “demirden gürzlerimizi” sallayabilmeliyiz. Allah aşkına Türk olarak birbirimize düşman olmamalıyız artık. Bu vatanın gerçek sahibinin “biz Türkler” olduğunun, diğerlerinin haricen sığınmacı olduğunun farkına varmalıyız…

Ancak böylece ayaklarımız üzerinde başımız bulutlara kadar dimdik durabiliriz.
Ancak böylece “gittikçe uyanan milli şuur karşısında gafiller ve hainler, Türk milletini daha çok aldatamayacaklardır. Kızılelmanın yolunu kapatamayacaklardır.”

02.09.2015/Adana


29 Temmuz 2015 Çarşamba

MELEKLER VE TERÖRİSTLER


Suruç olayı için “keşke olmasaydı” diyen çok. Bugün yaşanan gerilim ortamının temelinin Suruç’ta sebep ve sonuçlarıyla, oluş şeklinin birçok şüphe ve plan taşıdığı aşikar olan vahim patlama olduğunu iddia edenler hayli fazla.

Suruç gelinen noktada bir milat oldu. PKK olayı bahane göstererek, aynı gün Adıyaman’da bir astsubay ve ertesi gün Viranşehir’de iki polisi haince katletti. Kimin yaptığı ve ne şekilde tezgahlandığı bile henüz tam kesinleşmemişken PKK’nın, “hazır kan döküldü biz de kaşınalım” biraz tarzı yaptığı bu eylemlere devletin kayıtsız kalması elbette mümkün değildir. Devletin Kuzey Irak yapılanmalarına ve içerdeki dağ kadrolarına karşı yaptığı hava harekatı tamamen meşru bir harekettir.

Bombardımanın çözüm sürecini bitirdiğini iddia edenler, Kuzey Irak ve Suriye’deki yapılanmaların arkasını dayadığı ABD’ye güvenmekten kaynaklı boş bir heva ve güvenle zaten çözümü falan takmadıklarını gizlemeye çalışıyorlar.

Şu var ki HDP çok iyi çalışıyor. Silah ve çatışma ortamında hiçbir tavize yanaşmadan dediğim dedik diyen bir terör örgütünü siyasi arenada savunmak, barış söylemleri ile devleti –kim inkar ederse etsin- bir şekilde İmralıyla ve kandille görüşür pozisyona sokmak HDP’nin siyası başarısıdır. Ancak eşbaşkanının söylediği gibi arkalarını dayadıkları bütün P’li oluşumlar yanlış yoldadır ve sürekli sözde barış söylemlerinin altını oymaktadır.

Geçmişten günümüze hiçbir samimiyet eseri gözükmeyen faaliyetleri tamamıyla devletin bölünmez bütünlüğünü yıkmaya yöneliktir. Her ne kadar üç yıllık bir ateşkesten bahsetseler de 2013 ve 2014 yıllarında pazarda alışveriş yaparken, ya da çarşıda yürürken şehit edilen askeri personellerimiz barış söylemleri altında kirli faaliyetlerin kurbanı olmuşlardır.

Bugün Güneydoğu illerinin hendek kazılarak köstebek yuvasına dönüştürülmesi, maskeli PKK gruplarının metropolleri yangın yerine çevirmesi çözüm sürecinin hiç başlamadığını da göstermektedir.

Bahsedilen çözüm süreci devletin taviz vermesinden başka bir şey değildir. Aslolan, göz göre göre terörist yapılanmaya özgürlükler adı altında zaman verilmesi ve güç toplamasına göz yumulmasıdır.

Şöyle bir örnek verelim. Yıl 1989 tam da bugün, yani 29 Temmuz, yer Siirt’in Eruh ilçesine bağlı Gülburnu Köyü. Bugün Ağrı belediye başkanı olan Sırrı Sakık’ın kardeşi Şemdin Sakık komutasındaki bir grup bu köyü gece vakti basıyor. Bir ev özellikle hedef alınıp ateş altına alınıyor. 4 kişi katlediliyor. Aslında sayı 5. Ancak ben beşinci kişiyi bir melek olarak saydığım için öldürülen insan aritmetiğine dahil etmiyorum. Çünkü o beşinci henüz dünyada olduğundan bile habersiz, beşiğinde uyuyan 2 günlük bir bebek. Siz insan olarak, “insanların” yaptıkları bu katliamda  öldürülen insanların arasında bu “meleği” sayabilir misiniz? Veya 2015-1989=26 yıldır verilen özgürlükler ve tanınan imtiyazlara rağmen bir çözümden bahsedebilir misiniz?

Her ne kadar Türk halkı ve devleti terör konusunda bir hafıza kaybı yaşasa da, bu katliamlar tarihi kayıtlar altındadır ve Hakkari milletvekili Abdullah Zeydan’ın ifadesiyle “pkk’nın tükürüğüyle boğabilme” kabiliyetine inançlarının bittiği ve açılımla bunun külleneceğini ummak  vatan millet sevdalılarının yutacağı safsata değildir.

Bir önceki gün Binbaşının, dün bir Uzman Çavuş’un şehit edilmesi ve bugün bir Astsubay’ın yine saldırıya uğraması henüz gözükmeyen cani ruhun uyanmaya başladığının göstergesidir. Yarın yine iki üç günlük meleklerin beşiklerinde katledilmeyeceğinin garantisini kim verebilir.

Dönem “vatan aşkına” diyen tüm sevdalıların uyanık olması ve terörün ve destekçilerinin topyekün lanetlenmesi zamanıdır. Hal böyleyken Şemdinli’de şehit edilen Uzman Çavuş’un yöre halkı tarafından ambulans beklenmeden pikap kasasında hastaneye yetiştirilmesi ve yaşatılmaya çalışılması bölgeyi komple terörist ilan edenlerin utanması gereken takdire şayan bir görüntüdür.

Bu durumda önce sükunet isteyen bölge halkı kendi içindeki habis uru atmaya çalışmalı, bunu yaparken de gerek silahlı kuvvetlerin, gerekse olumlu, yapıcı sivil toplum örgütlerinin desteğini arkasında hissetmelidir. Aksi taktirde sırtını P’li örgütlere yaslayanlar kendini kral ilan etmeye, yalancı önderliğe ve zulüme devam edeceklerdir.


Oysa kral çıplak deyip sırtından bu kamburu atacak öncü güç sağduyulu bölge halkalarıdır. Gerisi yalan dolan ve sahte savaş oyunlarıdır…

Ahmet SAVAŞ-29.07.2015/ADANA

28 Temmuz 2015 Salı

YA BİTİRECEKSİNİZ, YA DA BİTECEKSİNİZ



Ülkemin olan bitenden habersiz olduğunu, cahil olduğunu, görgüsüz ve pis bir Ortadoğu ülkesi olduğunu kim iddia ediyorsa onun alnını karışlarım ben!

Benim ülkemde herkes bir kere uçaklarımızın bombardımana başladığı andan itibaren “yetmez ama evet” moduna girmiştir. Uzun zamandan beri birileri nihayet kovalamakla sivrisineklerin gitmeyeceğini anladığı için sevindik! Öldürmeye başladık bizde! Yaşasın!

Çünkü biz sıkılmıştık bu ülkenin şımarık çocuğu HDP’nin meydanlarda avaz avaz PKK ağzıyla “vuyuyum ha seni” demesinden. 

Biz vurduk! İyi mi ettik! Tabi ki de!...

Ancak hesaba katılmayan bir şey var ki bunu da benim nezih halkım zaten biliyor! Bitecekler mi? Hayır bitmeyecekler… Onların vurup kaçmasıyla, bizim tepeden bomba yağdırmamızla bu iş bitmez. Ne lazım? Benim şehit haberlerinden bıkmış halkım cevabı yine biliyor… Topyekün süpürme hareketi. Sıkıyönetim…Bu da zor!

Amerika’da yayınlanan Times diye bi gazete var. Hani şu bizim Cumhurbaşkanının da gıcık olduğu gazete. Başbakanken “Ey Times” diye buradan fırçaladığı gazete! El Hak bazen fırçayı hak ediyorlar. Bir makale yazmış bu ipsizler, “Türkiye PKK’yı bombalamakla iyi etmedi” demiş. Demiş de nolmuş, bize göre hava hoş hacı, vız gelir tırıs gider, ama dünya öyle demiyor. Dünya zaten delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı diye çok veciz bi söz aklıma geldi şimdi. Adam ordan bi sallıyor, dünya bu tarafta “ha öylemiymiş” diye hemen moda giriyor. Arkadaş “büyük şeytan” diyor ya bizimkiler hakkaten doğru. Ne yapıyor yapıyor milleti kandırıyor. Bak biz bile sınırımızın karşısına geçebilmek için aradık, konuştuk anlaştık. Biz İncirliği açtık, onlar da bize “ha şimdi git vur” dedi de öyle vurabildik. Boru mu? Sanırım çişe gitmek için bile ABD’den izin isteyen ülkeler olabilir diye düşünüyorum!

Yalnız benim bu terör işine acaip canım sıkıldı! Bak dün gece Binbaşıyı şehit ettiler. Hem de karısıyla kızının gözü önünde! Ne oldu şimdi iyi mi oldu, geberesiceler! Binbaşı lan bu! Kolay mı yetişiyor. Kaç sene bu devlet, ana baba emek veriyor. Kendisi emek veriyor. Biryerlere geliyor. Öteki piç de gelip vuruyor gidiyor. Operasyon başlamış, yakalanırlarmış… yakalansalar ne olacak ki! Bir binbaşı kaç şerefsize, kansıza bedel biliyor musun sen ey Times, ey içerdeki yardakçılar, ey takım elbiseli teröristler…  

Bi  de şimdi şehit oldun gittin de paşam, bunca olay olup dururken sen niye yalnız başına gezersin, bi koruma timi falan olmaz etrafında…. Ah ah bazen cesaretin de fazlası ölüm getiriyor işte…

Ne yazacaktım, aklımda ne vardı kaydı gitti hepsi… 

Şu söylemek istiyorum aslında, devlet olarak terörle anlaşılmaz, vermekle iyi olamazsınız. 1984’ten  beri yaptıkları katliam, yol kesme, şantiye basma, araç yakma, karakol basma eylemlerinden hiç vazgeçmeyen terör, taktik değiştirmiş gözükmüyor. Hala araç yakıyor, hala kimlik kontrol edip adam kaçırıyor. Bir sonraki adımlarını tahmin etmek çok zor değil. 30 yıldan beri bu milletin her bir ferdi nerdeyse terör uzmanı oldu, yönetenler hala “son teknoloji ve klasik bombalarla” bombardıman yapmanın kahramanlığı içinde… Hiç kimse kusura bakmasın, hava gücüyle bu iş olmaz, ancak belki sersemletebilirsin. Sen yukardan bombayı sallarken onlar çoktan mağaraya girdi, “kız papaza” daldı. Hem bi de hadi ilk gün bombaladın, ikinci ve üçüncü günlerde o terörist şoka mı girdi ki, ordan ayrılmasın seni beklesin, gidip bi daha bombalıyorsun.  

Tüm istihbarat birimleri, silahlı güçler veya silahsız propaganda güçleriyle topyekün bir temizlik yapılmalıdır. Aksi taktirde iki tokat atıp uslanmasını beklerseniz daha çok zıvanadan çıktığını görürsünüz şımarıkların.

Ya tamamen bitireceksiniz, ya da kendi elinizle asli vatandaşınıza vermediğiniz yardım ve hakları geri almamak üzere altın tepsi de sunacaksınız.

Ve böylece milletin gözünde beş para etmez hale gelecek ve ……. olup gideceksiniz. (Yazıya katkınız olsun, boşluğu istediğiniz gibi doldurabilirsiniz..) 


Ahmet Savaş-28.07.2015 / ADANA 


24 Temmuz 2015 Cuma

DEVLET OTORİTESİ


“Vatan bir bütündür bölünemez! Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır! O satıh bütün vatandır!”

Muhtemelen herkes bu meşhur sözleri biliyordur. Vatan sevdasının aşılanması gerektiği, bölünmezliğin tek amaç olması gerektiği, bölünürsek yok olacağımız düşüncesi sınırlar içerisinde yaşayan ve kendini bu vatanın bir ferdi olarak gören herkese öğretilmesi gereken yegane kural olmalıdır.

İçimizde birbirimize düşmanlığı bırakıp dışarıdan gelecek hertürlü dinsel ve etnik ya da emperyal tehlikeye karşı uyanık olunmalıdır. Burda kişisel veya kitlesel menfaatlerin önünde vatan menfaati ön planda tutulmalıdır.

Bu kadar sosyolojik analiz yapmak yeter! Bu havanda su dövmekten başka bir işe yaramaz.

Güney sınırımızın yarısında lüks tatil sitelerinde, otellerde güneşlenen insanlar mı vatan sevdası taşıyor, yoksa diğer yarısında kevgire dönmüş sınırımızda tank top sesinden artık rahatı kaçan insanlar mı vatan sevgisi yaşıyor.

Yarı sınırımız emperyal güç tehlikesi altında lüksten taviz vermezken, diğer yarımız dinsel etnik savaşın içinde kıyılıyor. Vatanın bölünmesi düşünülemezken Güneydoğu illerimizde sadece kamu kurumlarında Türk Bayrağı’nı görmek pratikte çoktan bölündüğümüzü göstermez mi? Orda yaşayanlar, gerek PKK tehdidi yüzünden gerekse yalan ve yanlış yönlendirme yapan yine PKK güdümlü HDP yüzünden  vatanına hiç olmadığı kadar zayıf bağlarla bağı artık.

“Bayrak inmez vatan bölünmez” diye bizler batıda sloganlar atarken, askeri birliğin bayrağı indirilip, Güneydoğu Anadolu’nun ismi kendilerince çoktan Kuzey Kürdistan olarak lügatlaştırıldı. Artık devletin askeri gücünden ve otoritesinden çekinmek bi kenara, dağ başından “şehirlerinizi yakarım yıkarım ha!” diye tehditler savurma bile sıradanlaştı. 

Bunca askeri güç ve techizata rağmen, övündüğümüz bordo bereliler ve özel harekatçılara rağmen, sınırın heryerinin delik deşik olması, gözümüzün önünde, Suriye’nin kuzeyinde kanton birleştirme faaliyetleri yapılarak devlet kurulmaya çalışılması onlar için elbette kahramanlık olacaktır.

Arkasından ağlayacağımız onca şehidimiz ve masum vatandaşımız varken, çiçek böcek hikayesiyle, park kuracaktık biz uydurmasıyla, kitap götürüyorduk, çuvallarımızda oyuncak vardı bezirganlığıyla bölmeye ayrıştırmaya odaklanmış gençlerin ölümü için “yas” isteyebilecek kadar yüzsüz Cumhuriyet savunucularının olması da ayrı bir utanç vesikasıdır. 

Kilisin hemen karşısından açılan ateşle "vurulup tertemiz alnından uzanıp yatan" Astsubay’ın intikamı için kalkan uçakları, ateşlenen topları “aman ha savaş olmasın, biz karşıyız” diyecek kadar Türkiye Partisi’dir bunlar. Bir astsubay’a karşı bir teröristin öldürülmesi de intikam falan değildir bence ama neyse!..

Tüm satıh olarak vatanın savunulması, gerekirse sınır ötesine geçilmesi, gerekirse orda konuşlanılması yok yere savaş çıkartmak değildir. Bu vatanı korumak için elindeki korkutucu gücü kullanmaktır. 

Suriye'de tampon bölge oluşturulması hem Suriyeli Mültecilerin sınır dışında konaklaması için bir alan açılması, hem adı P ile başlayan tüm terör örgütlerinin Kuzey Suriye’de yapmak istediklerinin önüne geçilmesi, hem de IŞİD ya da DAEŞ denilen terör örgütünün önünün alınması hususunda elzemdir ve acildir. Buna karşı çıkmak da vatan hainliğidir bence…


Velhasıl kelam ateş tüm vatana yayılmadan söndürülmeli, iki molotofla kendini adam zanneden fistanlı teröristlerin hadleri bildirilmelidir. Topyekün temizlik harekatı başlatılmalı, yıllardır üreyen haşere ezilip yok edilmelidir. Vatanına hainlik edenlerin cezası ölümdür! Uygulanmalıdır!...

Ahmet SAVAŞ-24.07.2015/ADANA

Kör Parmağım Gözüne: Tam da HDP'nin istediği gibi Meclis'in toplanmasını isteyen, tam da HDP'nin istediği TSK'nın başlattığı operasyona "savaşa karşıyız" diyerek kulp takmaya çalışan Türkiye Partisi bilin bakalım hangi parti!