bomba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bomba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2016 Pazartesi

ARTIK HER YERDELER


Sabah işe gitmek için servis beklerken üç tane küçük gördüm. Çift şeritli yoldan geçip muhtemelen okula gitmeye çalışıyorlardı. Büyük tedirginlik ve korku içinde el ele tutuşarak zar zor geçtiler karşıdan karşıya. İkisinde mavi okul çantası, belli ki aynı yerden temin edilmiş. Diğeri kız, onun elinde bir poşet, içine sıkıştırılmış kitaplar, defterler, kalem poşeti delmek üzere… yaşlarının ancak ilkokul bir yada ikinci sınıf ayarında olduğunu düşünüyorum. Anne baba yok, bir büyük yok başlarında. Belki de hiç yoklardır, savaştan sağ çıkamamışlardır. Orta refüjde, direğe yazılmış uyarı yazısını okumaya çalışıyorlar, daldılar bir müddet.. sonra koşarak karşıya geçtiler. Küçük kız yetişemiyor, elindeki poşet yırtılıp parçalanacak şimdi.

Cuma akşamı berberdeyim. İnatla berber demeye devam ediyorum. Kuaför anlamsız geliyor, içi boş birazda özenti… Sanki dilime dilime sokulmaya çalışılıyor. Berber iyi. Saç tasarım merkezi diye de bişey uydurmaya başlamışlar. Kendini saç üzerinde sanatçı gören yeni neslin çıkarması işte… Oysa berber iyi, sade, saçın “kırkılacağını” anlıyor insan… Türkmen bir baba var. İki çocuğu birde, ikiz. Onlardan öğrendim “kırkılma” olduğunu, saç tasarımının. Daha doğrusu zihnim tazalendi. Çocukken babam da öyle derdi. Yağsız bir makinesi vardı, kırkardı saçlarımızı. Telaferden gelip, yurt bulmaya çalışmışlar önce, beş çocuk, hanım bir de kendisi yedi kişi. Ne bulursak onunla geçiniyoruz diyor. Aracı olmuş birisi devletin atıl durumdaki binalarından birine yerleşmişler. Camlar kırık diyor, soğuk oluyor ama ne yapalım, Amerikanın, Kırmançilerin ve Işid’in bombalarından yeğdir. Üç çocuğuna birden araba çarpmış daha geldikleri ilk günlerde. Bu ekizler kurtuldu diyor, ötekinin zihni karışmış. Hafızasını kaybetmiş. İyileşir demiş doktorlar. Doktorlar eyi diyor, bedava hem de. Törkiye böyük devlet. Allah zeval vermesin…

Sonra köşe başlarında su,mendil satmaya çalışan yine o çocuklar. Daha küçücükler. Arabanın tekerleği kadar boyları yok. Bir el görürsünüz yalnızca camdan uzanan. Çocuk aşağıda. Boyu yetmiyor. Göremezsiniz, camınızı açmazsanız.

Hiçbirimiz göremiyoruz kapımızı, camlarımızı sıkı sıkıya kapalı tuttuğumuzda. Görmek istemediğimizde kaçıveriyoruz. Yolumuzu değiştiriyoruz. Karşımızdan çarşaflı, peşinde üç beş çocukla yürüyüp gelen kadın gördüysek, Suriye göçmenidir o. Türkmen mi, arap mı, alevi mi Sünni mi, şii mi bilmiyoruz yüzüne bakınca. Tek bir şey biliyoruz. İnsan işte. Benim gibi senin gibi, fiziken, ruhen insan işte.

Ne halk bu karışıklığın altından kalkabilir, ne devlet tam anlamıyla başa çıkabilir sorunla. Denizde boğulup ölen mültecileri batı, Türkiye’ye para vererek engelledi güya. Onların yüzünden çıkan savaşlardan, Onlar etkilenmesin diye, tampon görevi görüyoruz. Çünkü bizim sınırımız dip dibe, çünkü biz de müslümanız, çünkü biz vicdanlıyız, ayaklarında ayakkabı olmayan bebeklerin yollara mendil, su satmak için çıkması içimiz acıtıyor. Acıyoruz, biz Batı gibi değiliz. Ama olan güzel vatanıma, olan güzel Anadolu insanına oluyor. Anadolu insanı çıkan sorunların, yapılan hırsızlıkların, işlenen cinayetlerin sebebini hep göçmenlerde buluyor. Güvenmiyor artık, kimselere. “Onlar geldi, mahalle bozuldu” diyen çok var dışarıda.

İnsan aç ise eğer, yapamayacağı şey yok. Bugün isteyenler, yarın güçlendiler mi dövecekler insanımızı. Zorla elinden alacaklar kazandıklarını belki de. Dükkanına, evine, malına mülküne el koyacaklar. Gasp edecekler yarın belki de. Sonra mahalleleri onlara bırakıp başka yerlere göcecek asıl sahipleri. Tıpkı Körfez savaşında ve öncesinde Küzey Iraktan akan insan selinde olduğu gibi, sınırlarımızı açıyoruz ama sonrasını tahmin ediyor muyuz.

En mantıklı olan sınır dışında gene Suriyenin içinde güvenli bir kent oluşturup yerini yurdunu bırakanları orda toplamaktı. Ve korunması içinde BM, NATO güçleri devreye sokulmalıydı. Ama olmadı. Biz onları ateşlendirip sorunu çözmek için harekete geçireceğimize, onlar bizi parayla mülteci konağına çevirdiler.


En çok cocuklara acıyorum. Gelenlere de, burada yaşayanlara da bütün çocuklara acıyorum. Hepsi savaş sesleri arasında büyümek zorunda olan çocukların beyinlerinin en derinine kazınmış kin, nefret ve savaş korkusu silinir mi bilinmez. Ve Batı habire savaş çıkartıp insanları yerinden yurdundan ettiği sürece de bu trajedi hiç bitmez.

6 Ekim 2015 Salı

RUSYA'NIN ÖZRÜ


Maalesef Osmanlı’dan kalan bir toprak parçası daha tatbikat sahasına çevrilmiş durumda.

Suriye’de at koşturan tüm güçlerin tek vaadi düzenin tekrar kurulması. Ancak kendi egemenliği altında. Bastığım toprak benimdir mantığıyla güdümlü ufak örgütler ağabeylerinden aldıkları yardımla karşısında kim varsa saldırmaya devam ediyor. Esed güçleri ise bir zamanlar kendi vatandaşı olduğuna bakmaksızın öldüre öldüre ülkeden kovuyor insanları.

Batılı ülkelerin ise tek derdi, petrol boru hatlarının güvenliğini sağlamak. Bölgede kontrol edilebilir bir kaos onlar için değme barıştan daha iyi. Çünkü çatışma ortamında yerel gruplar egemenlik ve özgürlük savaşını verirken el altından götürülen yer altı kaynakları kimsenin umurunda değil. Kardeş kardeşi öldürürken, babadan kalan evi hırsızlar pay ediyor halbuki.
Suriyeliler ülkelerinde, göç yollarında ölürken, batıda Amerika, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler kışı sıcak geçirmek için Suriye üzerinden geçen doğalgaz ve petrol boru hatlarını gözü gibi koruyorlar. Bunun için ülkelerinden binlerce kilometre ötede güya barış güvercinliğine soyunuyorlar. Ancak barıştan söz ederken daha çok kaos ve insan ölümüne sebep oluyorlar. İnsanlar ölürken veya sürgün edilirken planlı programlı davranıyorlar hem de! Kalmasını istediklerine her türlü yardımı yapıyorlar, eğitiyorlar donatıyorlar. Gitmesini istediklerini ise yollarda ölüme terk ediyorlar. Sınırlarına kadar dayansa bile mülteciler, polislerini kalkan yapıp bir güzel dövdürüyorlar.

Son olarak Rusya’nın Suriye semalarından bırakmaya başladığı bombaların kimi öldürdüğü belli değil. Hem IŞID’den bahsediliyor rakip olarak hem de Esed’e muhalif güçlerden. Dedik ya Suriye, tatbikat sahası oldu artık diye, muhtemelen yeni silahların yıkım gücü de bu esnada deneniyor.

Rusya’nın hava sahamızı ihlal etmesi ve F-16’larımızı taciz etmesi hem milli duygularımızı depreştirdi, hem de korkuttu aslında. Bölgede bu kadar güç varken, karşılıklı gruplaşma ve müttefik olma hiç de zor olmasa gerek. Böylesi bir gruplaşmanın milyonların ölümüne sebep olan birinci dünya savaşı gibi bir savaşa mahal vermeyeceğini de kimse kestiremez.

Uçakların hava sahamızı ihlal etmeleri karşısında “sert” çıkışımıza Rusya, “sehven oldu” diyerek yanıt vermiş. Kime göre “sehven”. Kandırmak istediğiniz cahil kesime göre mi? Kendi uçağını kendisi yapan bir ülkenin uçakları iyi tanımaması gibi bir durum olabilir mi? Uzaya adam göndermiş bir ülkenin koordinatlardan haberi olmaması gibi bir durum olabilir mi? O kozmonotların eğitimlerinin ABD’yi bile kıskandıracak düzeyde olduğunu bildiğimize göre, savaş uçağı pilotlarının eğitimsiz olması düşünülebilir mi?

“Uçağın ön düzeni bozulmuş, servise de uğrayamadık, biraz sağa çekiyor.” Diye bir mazereti ileri sürseydiniz daha mantıklı olabilirdi. “Teknik arıza sonucu, konum bilgisi bir süreliğine kayboldu, bu sırada biraz hava sahasına girmişiz abi” deseydiniz inanmamız daha kolay olabilirdi belki.

Biz nasıl bir ülkeyiz diye hayret ediyorum bazen! Ne Suriye de yaşayan Türkmenler bizim soydaşımız deyip “yardım”bahanesiyle topraklarımıza katıyoruz, ne Karabağ’da sorun var deyip Azeri kardeşlerimizin derdine derman olmak için sınırı geçiyoruz. O kadar uslu ülke olmamıza rağmen “el oğlu” binlerce kilometre öteden gelip sınırımızın hemen karşısında at koşturuyor. Ve hava sahamızı ilal ediyor. Öte yandan sınır kasabalarımıza habire durmadan “sehven” havan topu düşüyor, serseri kurşunlar yağıyor.

Öyle ya içeride başımızın belası şımarık çocuklarımız var bizim. “Yerinde yönetim” deyip özgürlük provaları yapıyorlar durmadan. Biz havada uçan sivrisineklerle meşgul olurken, kapıdan bacadan yılanlar, çıyanlar evimize sokulmaya devam ediyor. Allah sonumuzu hayır etsin!.. 06.10.2015 - Adana





7 Eylül 2015 Pazartesi

SİYAH BAYRAK

Kapı ve pencereleriniz açıkken sıcak bir akşamda sivrisineklerle mücadelenizde ne kadar başarılı olabilirsiniz! Önce bataklığı kurutmanız gerekmez mi! Önce habire yumurtlayan ve yeni sinekler üreten ana sinekleri öldürmeniz gerekmez mi?..

Facebook yine siyaha boyandı. Bayrağımızın rengi paylaşımlarda simsiyah artık. Üzüldüğümüzü böyle belli ediyoruz. Tek renkli tarafımızı, bayrağımızın kırmızısını da siyah yaparak umudumuzu karartıyoruz. Yapmayın! Albayrağı böyle paylaşmayın, rengini karartmayın!

Hakkari Dağlıca’da yine dayanılmaz bir ağrı başladı dün gece. Tüm beynimizi yakan, ve sair diğer her yerimize sıçrayan ateş düştü. Can acıyor! Ve hala konuşarak, “barış” diyerek, “çözüm” diyerek, “milli birlik” diyerek deşiyorlar yaraları.

400Kg patlayıcıdan bahsediyor haber bültenleri. 400Kg patlayıcı toprağa gömülüyor. Taşınması, oraya kadar getirilmesi falan onlardan geçtik de, onca patlayıcının toprağa gömülebilmesi tek insan bozuntusunun yapabileceği şey değil. Aklım almıyor. Beyin hücrelerim yanıyor. İstihbarat çok muamma, çok büyük bir laf gelirdi bana, küçüldükçe küçülüyor gözümde!

Ben ufacık beynimle bu C4’ün nerelerden temin edildiğini, nasıl paketlendiğini, nerelerde zulalandığını, kimlerin yardımıyla taşındığını ve yine kimlerin gözcülüğünde toprağa gömüldüğünü, kimlerin askeri birliğin geçişini gammazladığını düşünebilirken, koskoca istihbaratın, 40 yıllık terör tecrübesi olan ordunun bunu göremeyeceği, bilmeyeceği, engelleyemeyeceği acizliğini göstereceğini düşünmek aptallık olmaz mı?

Ancak maalesef öyle oluyor! Ve bunu birileri çok iyi biliyor! “Barış” derken çok iyi biliyorlar, “analar ağlamasın” derken çok iyi biliyorlar, terörist cenazesine omuz verirken çok iyi biliyorlar, arkalarını bir yerlere “dayayıp”, zevkten kudururlarken çok iyi biliyorlar. Ve onlar o analarla birlikte hiç ağlamıyorlar, “askerde bizim evladımız” diye yalanlarını sıralarken, hiçbir şehit cenazesine katılamıyorlar.

Gerçi katılanlar da çok mu iş yapıyorlar!

Bayrak siyah olmaz ey millet! Kara çalınmaz O’na! Al bayrak bu ülkenin çatısında tüm kızıllığıyla nazlı nazlı dalgalanmalıdır. Dalgalanmalıdır ki bütün hainleri ortasından çat diye çatlatmalıdır! Dalgalanmalıdır ki, baktıkça beyinleri yanmalıdır, gözleri kör olmalıdır. Ay yıldızıyla al bayrakla büyük Türk milleti, buradayım demelidir “mosmor paçavralı” teröristlere. 

Bunca acıya rağmen, kafalarının üstünde her akşam roketler gezerken rahatsız olmayan bölge halkı da kendine gelmelidir. Kime yardım ve yataklık yaptığını görmelidir. Hatta bundan Batı’da gece sosyal medyadan “klavye teröristliği” yapan, ama gün doğunca hiç bir şey yokmuş gibi Batı’nın imkanlarını sömüren, belki yeri geldiğinde kazandığının zekatını “üç beş keleş de bizden olsun” niyetiyle “kalleşe” gönderen ne kadar işçi ve işadamı varsa dibine kadar rahatsız olmalıdır. Rahatsız edilmelidir.

Milliyetçi cephe ise mutlaka ama mutlaka kendine gelmeli ve etkin olmalıdır sahnede! "Çözümse biz yaparız" diyerek kendisini göstermelidir. Kişiye odaklı siyasetten çare gelmediğini, geleceğe dönük stratejilerin, plan ve projelere dair söylemlerin iş yaptığı anlaşılmalıdır artık.


Bugün milliyetçi cephe mutlaka o bayrağı sımsıkı tutmalıdır. Ülkenin altını oyanları, oydukları yere gömecek politikalar mutlaka üretilmelidir. Yoksa mazaallah albayrağımızın rengi de, ay ile yıldızı da karalıktan görünmeyecek hale gelecek!... 

Adana-07.09.2015

Kör Parmağım Gözüne: Ey "kardeşlikten" bahseden sahte "barışçıllar", hanedan parçalanmasın diyen padişahlar özkardeşini öldürmüşken, habire bölücülük yapan "sizinle" kardeş olmak isteyen de kim!

3 Eylül 2015 Perşembe

KUMSALDAKİ KELEBEKLER


Lanet olsun bizim insanlığımıza, vicdanımıza, hayatımıza ve sizin savaşınıza!

Muhtemelen bütün dünya izledik minicik bir bedenin sahilde cansız yatışını. Kimimiz gündemi takip edip siyasi nutukları okurken, kimimiz sevgilisine özlü sözler ararken, kimimiz öğle molasında emperyal hamburger ve kolayı mideye indirip internette sörf yaparken… ama hepimiz ekrandan izledik! Hissedemedik ıslaklığı, soğukluğu!

Sonra hep birlikte yarış yaparcasına paylaşmaya başladık özlü sözler eşliğinde. Önce fotoğraf, sonra cehennem ve ilahi adalet hatırlatmaları, sonra ağlak ikonlar eşliğinde… ama hiçbirimiz duyamadık o botun batma anındaki çığlıkları, o bebeğin korkudan ağlamalarını, haykırışlarını…

O sırada kim bilir birinin sırtında roketatar menzildeki evlerden birini nişan alıyordu, büyük gürültüyle patlayan silahlar bombalar korkulu rüyaların arasında kim bilir kaç bebeği daha öldürüyordu! O sırada kim bilir birileri kazıyordu toprağı, mayın döşüyordu, kim bilir kaç bebek babasız kalacaktı patladığında! O sırada kim bilir canımız sıkılıyordu bilmem kaç ekran TV’mizin karşısında yarı çıplak showları izlerken! O sırada kim bilir oğlumuz son model bilgisayarında hayali kahramanlarla savaş oyunu oynuyordu, gerçeğinin çok acıttığını bilmeden öldürüyordu hayalinde! Ve o sırada kim bilir içkisini yudumlarken kaç silah tüccarı anlaşma imzalıyordu, ya da kaç insan taciri daha çok nasıl sığdırırım insanları lastik bota diye itekliyordu insanları saman balyası gibi! Yazıklar olsun yaşantımıza!..

Bindikleri lastik botta muhtemelen o kısa ömürlü kelebeğin yeri bile yoktu. Anasının veya babasının kucağındaydı onun yeri. İnsan taciri tarafından “insan” bile sayılmıyordu belki de! Yok hükmündeydi kim bilir!

Yaşadığı iki üç senelik ömürleri ile dünyadan ne kadar razı olabilirlerdi ki! Ne kadar haklarını helal edebilirlerdi bize! Belki de hiç gülmemişlerdir hayatlarında, hep korkmuşlardır, hep saklanmışlardır. Biraz olsun gülebilmek umuduyla binmişlerdir o lastik botlara! Gülüşleri kundakta meleklere kalmıştır belki de! Lanet olsun bizim kahkahalarımıza!

Dün bir dram yaşandı Akdenizin karanlık sularında, karanlık vakitlerde! Kelebekler kucaklardaydı, rengarenk gülsünler, rengarenk yaşasınlar diye umutla çıktıkları yolun, ölüm olduğunu nerden bilsinlerdi. Uçacakken kumlara nefessiz çakılıp kalacaklarını nerden bilsinlerdi. Lanet olsun bizim bilgimize de, teknolojimize de!

Hep senin suçun bunlar ey doymayan nefis, ey doymayan karın! Bir varken hep beş istemenden kaynaklı bu ölümler ey para babası emperyal sömürücüler! Hep senin doymak bilmeyen hırsınının sonucu bu insanoğlu! Hep bana Rabbena demenin suçu bu ey Müslüman! Yanı başında savaş varken senin Pariste koca bir otel kiralamanın suçu bu Arap Kralı! Lanet olsun bizim Müslümanlığımıza!

Öyle yüzükoyun yatarken gözünden perde kalkıp acaba gösterildi mi kendisine karanlık, koca göbekli doymak bilmeyen katilleri . Ya da zaten biliyor muydu “kelebek” ömrünün bu kadar kısa olduğunu! Yaşasa da dünyanın daha berbat hallerini göreceğini! Yaşasa da yaşadığına pişman olacağını!


Kimbilir! Merak ediyorsak sorarız Mahşer meydanında artık. Tabi insaf edip de konuşmamıza izin verir, bir çırpıda sorgusuz sualsiz O da bizi boğmazsa!

Adana-03.09.2015


Kör Parmağım Gözüne: "İlim ve hakikat, siyasetin oyuncağı olamaz." der Atsız...

28 Temmuz 2015 Salı

YA BİTİRECEKSİNİZ, YA DA BİTECEKSİNİZ



Ülkemin olan bitenden habersiz olduğunu, cahil olduğunu, görgüsüz ve pis bir Ortadoğu ülkesi olduğunu kim iddia ediyorsa onun alnını karışlarım ben!

Benim ülkemde herkes bir kere uçaklarımızın bombardımana başladığı andan itibaren “yetmez ama evet” moduna girmiştir. Uzun zamandan beri birileri nihayet kovalamakla sivrisineklerin gitmeyeceğini anladığı için sevindik! Öldürmeye başladık bizde! Yaşasın!

Çünkü biz sıkılmıştık bu ülkenin şımarık çocuğu HDP’nin meydanlarda avaz avaz PKK ağzıyla “vuyuyum ha seni” demesinden. 

Biz vurduk! İyi mi ettik! Tabi ki de!...

Ancak hesaba katılmayan bir şey var ki bunu da benim nezih halkım zaten biliyor! Bitecekler mi? Hayır bitmeyecekler… Onların vurup kaçmasıyla, bizim tepeden bomba yağdırmamızla bu iş bitmez. Ne lazım? Benim şehit haberlerinden bıkmış halkım cevabı yine biliyor… Topyekün süpürme hareketi. Sıkıyönetim…Bu da zor!

Amerika’da yayınlanan Times diye bi gazete var. Hani şu bizim Cumhurbaşkanının da gıcık olduğu gazete. Başbakanken “Ey Times” diye buradan fırçaladığı gazete! El Hak bazen fırçayı hak ediyorlar. Bir makale yazmış bu ipsizler, “Türkiye PKK’yı bombalamakla iyi etmedi” demiş. Demiş de nolmuş, bize göre hava hoş hacı, vız gelir tırıs gider, ama dünya öyle demiyor. Dünya zaten delikanlı olsaydı, yuvarlak olmazdı diye çok veciz bi söz aklıma geldi şimdi. Adam ordan bi sallıyor, dünya bu tarafta “ha öylemiymiş” diye hemen moda giriyor. Arkadaş “büyük şeytan” diyor ya bizimkiler hakkaten doğru. Ne yapıyor yapıyor milleti kandırıyor. Bak biz bile sınırımızın karşısına geçebilmek için aradık, konuştuk anlaştık. Biz İncirliği açtık, onlar da bize “ha şimdi git vur” dedi de öyle vurabildik. Boru mu? Sanırım çişe gitmek için bile ABD’den izin isteyen ülkeler olabilir diye düşünüyorum!

Yalnız benim bu terör işine acaip canım sıkıldı! Bak dün gece Binbaşıyı şehit ettiler. Hem de karısıyla kızının gözü önünde! Ne oldu şimdi iyi mi oldu, geberesiceler! Binbaşı lan bu! Kolay mı yetişiyor. Kaç sene bu devlet, ana baba emek veriyor. Kendisi emek veriyor. Biryerlere geliyor. Öteki piç de gelip vuruyor gidiyor. Operasyon başlamış, yakalanırlarmış… yakalansalar ne olacak ki! Bir binbaşı kaç şerefsize, kansıza bedel biliyor musun sen ey Times, ey içerdeki yardakçılar, ey takım elbiseli teröristler…  

Bi  de şimdi şehit oldun gittin de paşam, bunca olay olup dururken sen niye yalnız başına gezersin, bi koruma timi falan olmaz etrafında…. Ah ah bazen cesaretin de fazlası ölüm getiriyor işte…

Ne yazacaktım, aklımda ne vardı kaydı gitti hepsi… 

Şu söylemek istiyorum aslında, devlet olarak terörle anlaşılmaz, vermekle iyi olamazsınız. 1984’ten  beri yaptıkları katliam, yol kesme, şantiye basma, araç yakma, karakol basma eylemlerinden hiç vazgeçmeyen terör, taktik değiştirmiş gözükmüyor. Hala araç yakıyor, hala kimlik kontrol edip adam kaçırıyor. Bir sonraki adımlarını tahmin etmek çok zor değil. 30 yıldan beri bu milletin her bir ferdi nerdeyse terör uzmanı oldu, yönetenler hala “son teknoloji ve klasik bombalarla” bombardıman yapmanın kahramanlığı içinde… Hiç kimse kusura bakmasın, hava gücüyle bu iş olmaz, ancak belki sersemletebilirsin. Sen yukardan bombayı sallarken onlar çoktan mağaraya girdi, “kız papaza” daldı. Hem bi de hadi ilk gün bombaladın, ikinci ve üçüncü günlerde o terörist şoka mı girdi ki, ordan ayrılmasın seni beklesin, gidip bi daha bombalıyorsun.  

Tüm istihbarat birimleri, silahlı güçler veya silahsız propaganda güçleriyle topyekün bir temizlik yapılmalıdır. Aksi taktirde iki tokat atıp uslanmasını beklerseniz daha çok zıvanadan çıktığını görürsünüz şımarıkların.

Ya tamamen bitireceksiniz, ya da kendi elinizle asli vatandaşınıza vermediğiniz yardım ve hakları geri almamak üzere altın tepsi de sunacaksınız.

Ve böylece milletin gözünde beş para etmez hale gelecek ve ……. olup gideceksiniz. (Yazıya katkınız olsun, boşluğu istediğiniz gibi doldurabilirsiniz..) 


Ahmet Savaş-28.07.2015 / ADANA 


24 Temmuz 2015 Cuma

DEVLET OTORİTESİ


“Vatan bir bütündür bölünemez! Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır! O satıh bütün vatandır!”

Muhtemelen herkes bu meşhur sözleri biliyordur. Vatan sevdasının aşılanması gerektiği, bölünmezliğin tek amaç olması gerektiği, bölünürsek yok olacağımız düşüncesi sınırlar içerisinde yaşayan ve kendini bu vatanın bir ferdi olarak gören herkese öğretilmesi gereken yegane kural olmalıdır.

İçimizde birbirimize düşmanlığı bırakıp dışarıdan gelecek hertürlü dinsel ve etnik ya da emperyal tehlikeye karşı uyanık olunmalıdır. Burda kişisel veya kitlesel menfaatlerin önünde vatan menfaati ön planda tutulmalıdır.

Bu kadar sosyolojik analiz yapmak yeter! Bu havanda su dövmekten başka bir işe yaramaz.

Güney sınırımızın yarısında lüks tatil sitelerinde, otellerde güneşlenen insanlar mı vatan sevdası taşıyor, yoksa diğer yarısında kevgire dönmüş sınırımızda tank top sesinden artık rahatı kaçan insanlar mı vatan sevgisi yaşıyor.

Yarı sınırımız emperyal güç tehlikesi altında lüksten taviz vermezken, diğer yarımız dinsel etnik savaşın içinde kıyılıyor. Vatanın bölünmesi düşünülemezken Güneydoğu illerimizde sadece kamu kurumlarında Türk Bayrağı’nı görmek pratikte çoktan bölündüğümüzü göstermez mi? Orda yaşayanlar, gerek PKK tehdidi yüzünden gerekse yalan ve yanlış yönlendirme yapan yine PKK güdümlü HDP yüzünden  vatanına hiç olmadığı kadar zayıf bağlarla bağı artık.

“Bayrak inmez vatan bölünmez” diye bizler batıda sloganlar atarken, askeri birliğin bayrağı indirilip, Güneydoğu Anadolu’nun ismi kendilerince çoktan Kuzey Kürdistan olarak lügatlaştırıldı. Artık devletin askeri gücünden ve otoritesinden çekinmek bi kenara, dağ başından “şehirlerinizi yakarım yıkarım ha!” diye tehditler savurma bile sıradanlaştı. 

Bunca askeri güç ve techizata rağmen, övündüğümüz bordo bereliler ve özel harekatçılara rağmen, sınırın heryerinin delik deşik olması, gözümüzün önünde, Suriye’nin kuzeyinde kanton birleştirme faaliyetleri yapılarak devlet kurulmaya çalışılması onlar için elbette kahramanlık olacaktır.

Arkasından ağlayacağımız onca şehidimiz ve masum vatandaşımız varken, çiçek böcek hikayesiyle, park kuracaktık biz uydurmasıyla, kitap götürüyorduk, çuvallarımızda oyuncak vardı bezirganlığıyla bölmeye ayrıştırmaya odaklanmış gençlerin ölümü için “yas” isteyebilecek kadar yüzsüz Cumhuriyet savunucularının olması da ayrı bir utanç vesikasıdır. 

Kilisin hemen karşısından açılan ateşle "vurulup tertemiz alnından uzanıp yatan" Astsubay’ın intikamı için kalkan uçakları, ateşlenen topları “aman ha savaş olmasın, biz karşıyız” diyecek kadar Türkiye Partisi’dir bunlar. Bir astsubay’a karşı bir teröristin öldürülmesi de intikam falan değildir bence ama neyse!..

Tüm satıh olarak vatanın savunulması, gerekirse sınır ötesine geçilmesi, gerekirse orda konuşlanılması yok yere savaş çıkartmak değildir. Bu vatanı korumak için elindeki korkutucu gücü kullanmaktır. 

Suriye'de tampon bölge oluşturulması hem Suriyeli Mültecilerin sınır dışında konaklaması için bir alan açılması, hem adı P ile başlayan tüm terör örgütlerinin Kuzey Suriye’de yapmak istediklerinin önüne geçilmesi, hem de IŞİD ya da DAEŞ denilen terör örgütünün önünün alınması hususunda elzemdir ve acildir. Buna karşı çıkmak da vatan hainliğidir bence…


Velhasıl kelam ateş tüm vatana yayılmadan söndürülmeli, iki molotofla kendini adam zanneden fistanlı teröristlerin hadleri bildirilmelidir. Topyekün temizlik harekatı başlatılmalı, yıllardır üreyen haşere ezilip yok edilmelidir. Vatanına hainlik edenlerin cezası ölümdür! Uygulanmalıdır!...

Ahmet SAVAŞ-24.07.2015/ADANA

Kör Parmağım Gözüne: Tam da HDP'nin istediği gibi Meclis'in toplanmasını isteyen, tam da HDP'nin istediği TSK'nın başlattığı operasyona "savaşa karşıyız" diyerek kulp takmaya çalışan Türkiye Partisi bilin bakalım hangi parti!

21 Temmuz 2015 Salı

BUYURUN BURDAN PATLATIN! (Bir Suruç Yazısı)


Sınırları kevgire dönmüş bir ülkenin güllük gülistanlık olması da beklenemez zaten! 

Sonunda sınırın diğer tarafındaki ateş içimize düştü. 28 genç (herkim olursa olsun) parçalandı!

Olaya ironik bir biçimde ırk kavgası açısında bakmak bu aşamada doğru değil! Başkasının (ki bu başkaları hala bu ülkenin vatandaşları) acısı üzerine bina edilen mutluluklar kalıcı değildir. Kan ve gözyaşıyla sorun çözmek İNSAN olanların yapacağı iş değildir.

Suruç’ta yaşananlar tam anlamıyla bütünlüğün damarına saplanmış keskin bir bıçaktır. Ancak öfke tek taraflı büyümüyor. HDP,PKK, YPG, YPJ kendisine yanlış yandaş seçmiştir. Yıllardır Ortadoğu ülkeleriyle kedi-fare oyunu oynayan Amerika bu öfkenin baş aktörüdür ve bu aktörün ne kadar  aşağılık bir plan kurguladığını göremeyen militarist bölücü Kürtler nankördür.

Henüz açılım süreciyle kendilerine verilen inanılmaz ifade ve saçmalama özgürlüğünü hazmedemeyenler beylik olmadan devlet hayaline girişiyorlar ve hali hazırda hala meşru bir devlet olan Suriye’nin kuzeyinde rüyalar görmeye devam ediyorlar.

Mevcut baskın faktör Türkmen ve Sunni Arapların çoğunlukta olduğu Kuzey Suriyede ortaya çıkan DAIŞ (IŞİD) yegane birlik ve beraberliği zayıflatmıştır. Ortaya çıkış amacına uygun hareket ederek Merkezi rejimden uzakta ve nispeten daha sakin olan Kuzey Suriye’yi karıştırmış ve görevini hakkıyla yerine getirmiştir. Bu esnada malum Kürtlerin kulağına malum yalancı ABD, ‘devlet olma’ hayalini fısıldamış ve silahlandırmıştır. Sahneden çekilme zamanı gelen DAİŞ yine, ABD tarafından havadan bombalanarak ve ikmal hortumları kesilerek zayıflatılmış görüntüsü verilmiş ve ‘devlet olma’ isteği kabaranlara Kuzey Suriye altın tepside sunulmuştur. Sahte zaferlerle sahte sevinç gösterileri yapanların ultimatom gibi halkı silahlanmaya çağırması ve sınırın öbür tarafında olanları bu tarafa taşımak istemeleri de bu senaryonun devamıdır.

Bu dönemde Türk Hükümeti ne yapıyor? Mazlumun yanında olma sevdasıyla evsiz barksız sınıra hücum eden milyonlara kucak açıyor. Kamplar kuruyor, erzak temin ediyor Ülkenin batı şehirlerinde bile istedikleri gibi cirit atmalarına, ticaret yapmalarına, şirket kurmalarına izin veriyor. 2014 yılı içerisinde kurulan yabancı şirketlerde Suriyeli damgası bugün baş haberlerden birisiydi. Mazlumun yanında olma Türk ve Müslüman olmanın gereğiyle savaşın en başından beri yapageldiğimiz bir şey, ancak sınırdan geçen milyonların hepsinin mazlum olmasına kim inanır. Tabii ki girenlerin içinde savaş elbiselerinden yeni sıyrılmış ve silahını sınır kapımıza dayamış binlerce terörist de içeri daldı. Kimin kontrolünde, hiç kimsenin!..

Türkiye’de henüz hükümetin kurulamamasından kaynaklanan boşluk, Güneyde Hakkari’den Hatay’a kadar devam eden kara Kürt politikası, açılım adı altında verilen hertürlü taviz, medyanın  anlaşmışcasına seçim öncesinde HDP’yi favori televizyon çocuğu yapıp barajı aşırtmaları ve gelinen nokta.

Suruç’ta bomba patladı!. Kimse Türk polisini, istihbaratını, askerini ve milletini suçlamaya kalkmasın. Ölen yalancı Amerika’nın gazına gelip ‘devlet olma’ rüyasından uyanamayan Kürtler, öldüren yine yalancı Amerika’nın beslediği piyon DAİŞ çetesidir. Yine de mazlumun yanında olma vicdanımızdan kaynaklı ölen gençler bu vatanın evlatlarıdır. Ve aldığımız terbiyede evladın kötü olmasından evlat bizatihi sorumlu değildir diye düşünüyoruz. Acıyoruz…Siz ne kadar ağlıyorsanız biz de en az o kadar ağlıyoruz. Ancak babasına sırt çevirip de köşe başındaki tinerci, başbelası zırzop abisine bel bağlayanların sonu hep aynıdır.

Ölene sevinmiyoruz! Ancak ülkeyi bölmeye çalışanlar sizlersiniz ve sayenizde güney sınırında hiçbir kapı açık değil! Kevgire dönen sınırdan kimin girip çıktığı belli değil. Biten tükenen ticaret orda yaşayan sizlerin ticareti. Yaratılan korkudan uyuyamayacak olanlar yine sizlersiniz. Yeter mi anlamanız için!

Katilin peşinden koştuğunuzda elinizin kana bulanacağını, evlatlarınızın öleceğini anlayacak mısınız?


Gemiyi delmeye devam ettiğiniz sürece hep birlikte batacağımızı görecek misiniz artık?..