terörist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
terörist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2016 Çarşamba

EEE BU DA TERÖR


Gördük ki hiçbir farkı yok!

Nasıl ki Ankara’da patladığında çoluk çocuk demeden, genç yaşlı ayırmadan kim varsa öldürüyor, yaralıyor; Brüksel’de patlayan da aynı şekilde öldürüyor, yaralıyor, ağlatıyor ve korkutuyor. O zaman senden benden gelmiş değil, hepimize yapılmış haince alçaklık bu!

Oysa Ankara'daki patlamalardan sonra İngiliz Müzisyen James Taylor “Charlie oldunuz, Paris oldunuz peki şimdi Ankara olacak mısınız?” dediğinde Avrupalı medeni(!) insanlar, “ne alakası var canım Ankara Ortadoğu da, bizimle alakası bile olamaz, üzülmeye bile değmez” diye insancıl tepkilerini göstermişlerdi. Müzisyen aslında “terör bizi yani insanlığı katlediyor, korkutuyor buna hep birlikte dur mu diyeceğiz, yoksa senin benim diye ayırıp Ortadoğu’da olunca gülecek, Paris’te olunca kolkola girip ağlayacak üzülecek miyiz” demek istemişti ama nafile. Çünkü;

"Paris benim için bir tren seferi mesafesinde. Hamur işinden daha iyi anlamaları hariç bizimle aynı sayılırlar. Orada ölen ben ya da ailem olabilirdi. Ankara ise orta doğuda. Ankara’da tanıdığım kimse olamaz. Zaten benim gibi değiller. Mesela Irak da öyle. Doğru ya da yanlış, bakış açısı budur." diyordu –uwascalwabbit adlı twitter kullanıcısı.

Ya da “Ankara saldırısı yapıldı çünkü Kürt halkı baskılanıyor ve bombalanıyor ve ifade hakları ellerinden alınıyor. Bu yüzden ahlaki açıdan Türkiye’ye destek vermek zor."  diyordu –theinfamousmrFox adlı bir başka Avrupalı medeni(!), ancak acaba Brükselde patlayan zevkine patlatılmış bir deneme bombası mıydı? Hem de arka arkaya üç tane!... Acaba Belçika yönetimi ya da daha genel bakışla AB neyi baskılıyordu da bu patlamalar oluyordu tam da medeniyetin(!) orta yerinde.

Daha da geriye gittiğimizde 11 Eylül saldırılarının arkasından Amerika Başkanı Bush’un “ya bizimlesiniz olursunuz ya da düşmanımızsınız” demesinden sonra Afganistan, Ortadoğu, Arap ülkeleri, Afrika dahil her yere hunharca saldırıp her yeri kan gölüne çevirmesi kime baskı yaptı da ortaya El Kaideler, IŞİD’ler, YPG’ler çıktı ve her yerde patlayıp duruyorlar.

Evet sen Ankara için üzülmemiş olabilirsin, hatta Ortadoğu ülkesi bırak patlasınlar, kendi bataklıklarında boğulsunlar diye sevinmiş olabilirsin, ancak biz sizin bozuk para atarak eğlendiğiniz üç beş mülteci gibi milyonlara kucak açmış, onca acıya ve sıkıntıya rağmen onları barındırmış, beslemiş, tasta çorbamızı, okulda sıramızı paylaşmış bir Ortadoğu(!) ülkesi olarak Paris’e de üzüldük, Brüksel’e de üzüldük. Çünkü orada da Ankara’da olduğu gibi ölenler, biçare masum insanlardı. Şunu anlamanız gerekiyordu çoktan, samimiyetsizliğiniz gün gelip sizin de başınıza iş açabilir, doğuda yaktığınız ateş gün gelip büyür büyür ve sıcacık rahat yataklarınızda kabuslar görmenize neden olabilir. Ama anlamadınız!

Kapılarınızı kapatarak, ve dahi paranızla satın aldığınızı zannederek “aman bize bulaşmasınlar” dediğiniz mültecilerin içindekileri biliyor musunuz? Onların yuvalarını yıkarken ve bir neslin savaşla büyümesine sebep olurken kendi nesillerinizin rahat kalacağını mı sanıyorsunuz?

Evet üzüldük! Brüksel’de yapılan apaçık bir katliamdır, terördür ve en ağır ceza ile cezalandırılması gerekir. Ama medeni(!) olduğunu iddia eden batı da artık başını ellerinin arasına alıp terörü beslemeyi, en büyük karını silah satışından yapmayı, beslediği terörün gün gelip kendisini de vuracağını görmeli, akıllanmalı ve medeni olmalıdır.


Evet üzüldük! Paris’e üzüldüğümüz gibi, Ankara’ya üzüldüğümüz gibi, ya da Suriye’de Irak’ta Filistin’de bir mazlumun ölmesine üzüldüğümüz gibi Brüksel’e de üzüldük. Çünkü biz “Nerede bir can ölse oralı olur yüreğim, olmazsa insan olmaz yüreğim” diyen şairlere sahip gerçek medeni bir ülkeyiz! Ve Ortadoğu’da insanı seven medeni bir ülke olmak, Avrupa’da insanı parayla maymuna çeviren medeni(!) bir ülke olmaktan çok daha güzeldir bizim için. 

Böyle biline! 

19 Şubat 2016 Cuma

SENİ ANLIYORUM YANKEE


ABD’nin son dönemde Suriye üzerinde yürüttüğü politikayı anlıyorum. Keza Rusya’nınkini de!

11 Eylül saldırılarının ardından Bush’un yaptığı açıklamayı anımsamakta yarar var; Bush gayet tehditkar bir ağızla yeni dünya düzeninden bahsetmiş ve “ya bizimlesiniz ya da bizim karşımızdasınız” demişti. Sonrasında Afganistan ve Irak’ta topyekün bir temizlik(!) hareketine girişmişti. Bu hareketin daha önceden planlandığı ama uygun kılıfın ancak büyük bir komployla bulunabileceği aklı başında birçok teorisyenin üzerinde uzlaştığı bir konuydu. Ancak ABD dünyanın gözünün içine baka baka terörden beslenerek en büyük terör kaosunu yaratma ve bundan rant sağlamaya çoktan başlamıştı.

Artık hepimiz biliyoruz ki Amerika önce teröristi yaratır, destekler ve arkasından onu bahane ederek dünyaya şekil vermeye çalışır. Zaman ve argümanlar farklı olsa da değişmeyen tek gerçek budur ve değişen tüm ABD başkan ve hükümetlerine rağmen plan harfiyen uygulamaya devam edilir.

Saddam’ın, Bin Ladin’in ve Kaddafi’nin el altından desteklendiği ve günü geldiğinde gözünün yaşına bakmadan yerlerde sürünerek veya darağaçlarında sallandırılarak öldürüldüklerini hepimiz canlı izledik. Bin Ladin’in el Kaidesiyle başlayan süreç IŞİD ile devam ediyor. Tereyağından kıl çeker gibi Ortadoğu üzerinde oynadıkları oyun sürmeye devam ediyor.

 Biraz zaman tanıyıp IŞİD’in ilerlemesine göz yumdular, bu arada Dünya’ ya terörün ne kadar kötü olduğunu gösterdiler. Paris saldırısı ile bir kere daha dünyayı buna ikna ettiler. Yeni dünya düzeni, ya bizimlesiniz ya da düşmanımızsınız. Oh ne ala..
Sonrasında hava saldırıları, el altından silah yardımları, aleni destekler ve en sonunda PKK/YPG’yi IŞİD ile savaşan en etkili savaşçılar diye önümüze diktiler.

ABD’nin Ortadoğu’nun kaynaklarını sömürme konusunda kullandığı araç, kaos ortamı ve kukla devletlerdir. Yapay terörist liderler ülkeleri kaosa sürükler, yeni terörist gruplar ortaya çıkar ve son kurtarıcı ABD yardımıyla terörizm bir kere daha yenilgiye uğratılır ve ortaya yönetmesi kolay, her bakımdan Amerika’nın ağzının içine bakan küçük kukla devletler ve bölgeler ortaya çıkar. Bunu yaparken ABD Müslüman Ortadoğu’nun mezhepsel kimliğini de bir güzel kullanır. Bu sırada Müslüman Müslümanı öldürür, bombalar, yakar, yıkarken, ABD’li şirketler bir güzel petrol kuyularının üstüne çöreklenmeye başlar.

Ancak düzenin sonsuza kadar devam etmesi gerekir. Kuyuların ve petrol boru hatlarının sonsuza kadar jandarmalığını birilerinin yapması gerekir. Buldum Kürtler! Şimdi aynen öyle oldu. Kuzey Irak bunun ön uygulaması idi. Oraya öteden beri el bebek gül bebek büyüttüğü Barzaniyi jandarma olarak çoktan dikti. Ancak petrolün taşıma için Akdeniz’e götürülmesi gerekiyor. Bunun için neden Suriye ve Türkiye’ye para ödesinler ki! Hem Suriye de keşfedilmemiş epey bir petrol de varken. Oraya da Kürtleri dikelim. Kürtlerin içinde bu vatan da vatan diye bağırıp duran yırtık çocuk olduğu sürece kullanılmaları kolay! YPG teröristleri bunun için okşandıkça okşanıyor. Bunun için şımardıkça şımarıyorlar. Bilmiyorlar ki ABD allı sürmeli ucuz ve yaşlı bir kokanadır…

ABD son açıklamasıyla dünyanın en büyük düzen bozucusu olduğuna beni  bir kere daha ikna etti. Dedi ki “Ankara saldırısı konusunda YPG’yi suçlamak için erken. Bu ucu açık bir muammadır. Bizim için YPG IŞİD ile savaşan en güçlü savaşçılardır. Türkiye’yi top atışlarını durdurması konusunda uyardık. Öncelikli hedefimiz IŞİD olmalıdır”. Başka söze gerek yok deyip tespitleri burada bırakabilirim ancak açmakta fayda var.

“Senin teröristin IŞİD olabilir ama yaptıkların sayesinde PKK/YPD de benim teröristim. Dünyanın neresinde olursa olsun kaynakları sömürmeyi kendinizde hak olarak görebilirsiniz. Bunun için yapay teröristler yaratıp, insanlığın başına bela edebilir ve sonra kurtarıcı havasına bürünebilirsiniz. Uzak rahat ülkenizde rahatınızın bozulmasından korkuyor da olabilirsiniz. Bunun için her yol mübah deyip ülkeleri birbirine düşürebilirsiniz. Ancak benim sınırımda olan biteni çözmek için menfaatlerini ön plana koyup, beni de oyununa alet ederek kör ve sağırı oynamamı isteyemezsin. Benim sınırım ve benim komşularım, nasıl hareket edeceğime, nasıl bir politika izleyeceğime karışamazsın. Sen bunu terörist ilan ediyorsan ben de şunu terörist ilan ediyorum. Hem de seninkinden daha gerçekçi, daha belgeli. Ve biz sadece teröristle savaşırız. Yanında yakınında kim varsa herkesi kancıkça bu işin içine sokmayız..” diyebilsek keşke… O zaman işte büyük devlet olacağız ama bahar geliyor sıcaklar çok artacak…


Rusya, ah Rusya bir türlü emeline nail olamadın, bir türlü Akdeniz’de güneşlenemedin. Ne olacak senin bu halin… boşuna heveslenme, bu Amerika sana gene yedirmez orayı… Gerçi Amerika’dan önce  biz varız tabii… Türkiye… uyandırayım!...

18 Kasım 2015 Çarşamba

NAMUSUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE


Dün yemin ettiler. Gün boyunca. Ark arkaya hepsi önlerindeki metni okudu. Kimi üzerine basa basa, kimi hızlıca geveleyerek, kimi kendince bazı kelimeleri eğip bükerek and içtiler bir kere daha!

Yemin etmekle birlikte kazandıkları olanakların boyutunu ben bilmiyorum. Hep bahsedilen makam arabaları, sağlık harcamaları, nerdeyse bedava meclis yemekleri ve kıyak emeklilikleri ancak biz fakirlerin dilini yorar.

Eğer bunca para, makam ve saltanat varsa, üzerine yemin ettikleri “namus ve şerefin” öyle ak pak kalmayacağını kendi aciz aklımca idrak edebiliyorum ama.  

Namusu bir kenara bırakırsak, şeref üzerine edilen yemin yarından itibaren odalarını doldurmaya başlayacak yalakaları, ihale takipçilerini, işgüzarları engellemeye yetmeyecek muhtemelen. Az biraz destek olması karşılığında milyarlar teklif edilmeye başlayacak kapalı zarflar içinde. “Hadi şu işin önüne taş koymayı bırak” diyecekler, bir daha seçilmeme kaygısıyla korkutacaklar.

Sonra bir değil, iki değil üçüncüde vicdan susacak, baş eğilecek ve avuç açılacak. Namusuu bırakalım bir kenara. Şeref yoksunu olanlar pis pis sırıtmaya başlayacaklar.

Henüz sırtlarını dayadıkları terör örgütünden bir türlü kopamamışlar bile “şeref” üzerine yemin etiler dün! Kimisi çok hızlı geveledi, kimisi Türk Milletini “Türkiye Milletleri” yaparak okudu ama okudu işte. Ve böylece milletvekili oldular haybeden. Haybeden kucak dolusu maaş almaya başladılar. Mecburen meclisin işlevini yerine getirecek komisyonlarda da görev alacaklar. Yani idaremize de dolaylı olarak el atmış olacaklar. Düşünebiliyor musunuz? Devlet bütünlüğünü yıkmaya çalışanlara altın tepsi içinde oyun alanı açıyoruz. Biraz daha örgütlensinler ve örgütlerini geliştirsinler diye maddi imkan ve sosyal statü veriyoruz. Vay bizim aklımıza!

Devletin ve milletin bekası için her ferdin önce vatan sevdalısı olması gerekir. Önce vatan için bayrak için ölmeyi göze alabilmesi gerekir. Her fırsatta kim olduklarını sürekli ima edenlere vatan nimetlerinden bunca pay verilmesi ne kadar doğrudur. Her fiiliyatında yıkmaya çalışan, ama sürek olarak lafta "barış ve hürriyet" sevdalısı yalancıların şerefi nasıl bir şereftir ki yemine engel olmuyor. O şeref nasıl bir şereftir ki durmadan yediği kaba pislemeye dürtüyor bu zavallıları. Bu kadar midesi geniş bir ülke ne zaman olduk biz! Bunca hainliği nasıl kaldırabiliyor, ve daha "Türk" demeyi bile zul sayanlara biz "sayın" demeye başlıyoruz. Vay ki vay bizim milliyetçiliğimize

Bir kere daha milliyetçisi, bölücüsü, solcusu, sağcısı, muhafazakarı, işbirlikçisi, lafçısı, tokatçısı, imanlısı, yobazı, namuslusu ve şereflisi yemin etti. Biz de yemin edelim o zaman!

“Bütün hepsinin takipçisi olacağımıza, nerde bir hain görsek ifşa edeceğimize, yalancının yüzüne “yalancısın” diyeceğimize, tokatçının yüzüne “tokat” atacağımıza, teröristi “it” yerine koymayacağımıza  Büyük Türk Milleti önünde namusumuz ve şerefimiz üzerine  and içiyoruz.”

Oldu mu?

6 Ekim 2015 Salı

RUSYA'NIN ÖZRÜ


Maalesef Osmanlı’dan kalan bir toprak parçası daha tatbikat sahasına çevrilmiş durumda.

Suriye’de at koşturan tüm güçlerin tek vaadi düzenin tekrar kurulması. Ancak kendi egemenliği altında. Bastığım toprak benimdir mantığıyla güdümlü ufak örgütler ağabeylerinden aldıkları yardımla karşısında kim varsa saldırmaya devam ediyor. Esed güçleri ise bir zamanlar kendi vatandaşı olduğuna bakmaksızın öldüre öldüre ülkeden kovuyor insanları.

Batılı ülkelerin ise tek derdi, petrol boru hatlarının güvenliğini sağlamak. Bölgede kontrol edilebilir bir kaos onlar için değme barıştan daha iyi. Çünkü çatışma ortamında yerel gruplar egemenlik ve özgürlük savaşını verirken el altından götürülen yer altı kaynakları kimsenin umurunda değil. Kardeş kardeşi öldürürken, babadan kalan evi hırsızlar pay ediyor halbuki.
Suriyeliler ülkelerinde, göç yollarında ölürken, batıda Amerika, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler kışı sıcak geçirmek için Suriye üzerinden geçen doğalgaz ve petrol boru hatlarını gözü gibi koruyorlar. Bunun için ülkelerinden binlerce kilometre ötede güya barış güvercinliğine soyunuyorlar. Ancak barıştan söz ederken daha çok kaos ve insan ölümüne sebep oluyorlar. İnsanlar ölürken veya sürgün edilirken planlı programlı davranıyorlar hem de! Kalmasını istediklerine her türlü yardımı yapıyorlar, eğitiyorlar donatıyorlar. Gitmesini istediklerini ise yollarda ölüme terk ediyorlar. Sınırlarına kadar dayansa bile mülteciler, polislerini kalkan yapıp bir güzel dövdürüyorlar.

Son olarak Rusya’nın Suriye semalarından bırakmaya başladığı bombaların kimi öldürdüğü belli değil. Hem IŞID’den bahsediliyor rakip olarak hem de Esed’e muhalif güçlerden. Dedik ya Suriye, tatbikat sahası oldu artık diye, muhtemelen yeni silahların yıkım gücü de bu esnada deneniyor.

Rusya’nın hava sahamızı ihlal etmesi ve F-16’larımızı taciz etmesi hem milli duygularımızı depreştirdi, hem de korkuttu aslında. Bölgede bu kadar güç varken, karşılıklı gruplaşma ve müttefik olma hiç de zor olmasa gerek. Böylesi bir gruplaşmanın milyonların ölümüne sebep olan birinci dünya savaşı gibi bir savaşa mahal vermeyeceğini de kimse kestiremez.

Uçakların hava sahamızı ihlal etmeleri karşısında “sert” çıkışımıza Rusya, “sehven oldu” diyerek yanıt vermiş. Kime göre “sehven”. Kandırmak istediğiniz cahil kesime göre mi? Kendi uçağını kendisi yapan bir ülkenin uçakları iyi tanımaması gibi bir durum olabilir mi? Uzaya adam göndermiş bir ülkenin koordinatlardan haberi olmaması gibi bir durum olabilir mi? O kozmonotların eğitimlerinin ABD’yi bile kıskandıracak düzeyde olduğunu bildiğimize göre, savaş uçağı pilotlarının eğitimsiz olması düşünülebilir mi?

“Uçağın ön düzeni bozulmuş, servise de uğrayamadık, biraz sağa çekiyor.” Diye bir mazereti ileri sürseydiniz daha mantıklı olabilirdi. “Teknik arıza sonucu, konum bilgisi bir süreliğine kayboldu, bu sırada biraz hava sahasına girmişiz abi” deseydiniz inanmamız daha kolay olabilirdi belki.

Biz nasıl bir ülkeyiz diye hayret ediyorum bazen! Ne Suriye de yaşayan Türkmenler bizim soydaşımız deyip “yardım”bahanesiyle topraklarımıza katıyoruz, ne Karabağ’da sorun var deyip Azeri kardeşlerimizin derdine derman olmak için sınırı geçiyoruz. O kadar uslu ülke olmamıza rağmen “el oğlu” binlerce kilometre öteden gelip sınırımızın hemen karşısında at koşturuyor. Ve hava sahamızı ilal ediyor. Öte yandan sınır kasabalarımıza habire durmadan “sehven” havan topu düşüyor, serseri kurşunlar yağıyor.

Öyle ya içeride başımızın belası şımarık çocuklarımız var bizim. “Yerinde yönetim” deyip özgürlük provaları yapıyorlar durmadan. Biz havada uçan sivrisineklerle meşgul olurken, kapıdan bacadan yılanlar, çıyanlar evimize sokulmaya devam ediyor. Allah sonumuzu hayır etsin!.. 06.10.2015 - Adana





17 Eylül 2015 Perşembe

ACIDAN BESLENEN ACINASILAR


İnsanoğlunun aciz ve güçsüzlüğünü her seferinde yüzüne vuran semavi dinlerin, yine insanı en çok sakındırdıkları tehlike tul-u emel’dir. Yani hırs, bitmeyen istek, doymayan karın ve bir türlü tatmin edilemeyen azgınlıktır. Doğa ve hayat karşısında bu kadar aciz olan bir varlığın aksine bu kadar gaddar, katilce yaşaması ancak içindeki canavarla açıklanabilir.

Bugünkü habere göre Amerika PYD ile Kuzey Suriye‘de ortak harekat gerçekleştiriyor şeklindeydi. Bir kere Amerika’nın kıtalar mesafesindeki bilinmedik topraklarda askeri operasyona kalkışması, doymak bilmeyen bir azgınlığın göstergesidir. Tüm terör örgütlerini silah yönünden besleyen, en ücra köşelerde bile karışıklık çıkartıp sonra daha çok silah satan, en nihayetinde kukla devlet kurdurup ona da silah pompalayan yine Amerika’dır. Kendi eliyle ortalığı bozan, sonra düzeltmiş gibi yapan sonra daha çok bozan yine Amerika’dır.  Bu sayede kaos ve kargaşadan yararlanıp yer altı ve yerüstü ne kadar kaynak varsa hepsini sömüren, sömürdükçe iştahlanan ve bir türlü azgınlığı bitmeyen, dünyaya habire tüketim çılgınlığı pompalayan ve okyanuslar arasında kendini güvenli ve korunaklı ülke vatandaşı konumunda gören Amerikalıları mutlu azınlık yaptıran güç bu Büyük Şeytan’ın ta kendisidir.

Geçmişte bir bahaneyle saldırdığı Afganistan’ın hala düzelmemiş olması, Afrika’da kabile dönemlerinde görülen savaşların hortlaması ve Ortadoğu’da bitmek bilmeyen güç dengesi değişikliklerinin sebebi, hep Amerika’nın haltlarıdır. Myanmarda Budistler tarafından hint okyanusunda ölüme zorlanan, pala ve satırlarla doğranan Müslümanların,  Afrika’nın bambu çadırlarında açlıktan ölen siyahi bebeklerin, ne sebebi belli, ne sonucu tahmin edilebilen savaşlar yüzünden milyonlarca insanın evinden yurdundan atılmasının, göçebe olarak Ortadoğu’dan yollara düşmesinin sebebi de yine Amerika’dır. Uyuyan ve bütün tepki refleksleri alınmış Arabistan Krallarının, arap ülkelerinin, çiğnenen Mescid-İ Aksa’nın, Mısır’ın, Suriye’nin, Yemen’in tek sebebi bu azgın, doymak bilmez, sonu gelmez açlığı yüzünden hiçbir kutsala saygısı olmayan Büyük Şeytan Amerikadır.

Ancak ne tuhaftır ki her ülkenin, herkesin bilmesine rağmen yine de bu sorun çıkarıcı ülkeyle ortak olma, müttefik olma çabası anlaşılır gibi değil. Güya dost olduğu ülkeyi eninde sonunda kaosun içine atan bu şer odağıyla mücadele etmek yerine sürekli olarak mübadele havasında olmak hiçbir ülkenin, toplumun, örgütün lehine değildir. Dün nasıl ki Saddamı ortaya çıkardıysa ve heykeline bile tahammül edilmez hale getirip darağacına gönderdiyse, Bin Ladin’i besleyip sonra güya terörist ilan edip, Afganistan’ı cehenneme çevirdiyse bugün güya anlaşma yapıp ortak ediyor algısı yarattığı Kuzey Irak ve Kuzey Suriye Kürtlerinin yarın ağzına s*çmayacağını kafasızlar bilmiyorlar mı?

Sınırları ve nüfusu artmış imparatorlukları ve büyük ülkeleri bölmenin yegane kuralı “milliyet” düşüncesini kafalarına yerleştirmektir. Amerika bunu yıllardan beri her girdiği bölgede yapıyor. Bugün Suriyede olan da tam da budur. Herhangi bir sağlam köke dayandırmadıkları geçmişlerini Amerika sayesinde “milliyet” bulma çabası içine giren acınası Kürtler acaba yarın yine bu Amerika’nın alacağını tahsil etme günü geldiğinde ne yapacaklar. Bugün ite kaka peşmergeleriyle, savaş kazandığı zanneden PYD, Amerika’nın “hep ben veriyorum” biraz da sen ver bakalım” isteğine ne cavap verecek?

Türkiye düşmanlığıyla bütün düşmanlarımızla dost olma yarışına giren dağdaki ve Meclisimizdeki teröristler acaba borçlarını günü geldiğinde ödeyebilecekler mi? Yoksa bugün Türk Kürt diye ayıran şer odağı, yarın onları da Zaza, Ezidi diye ayırmayacağını garantisini mi aldılar.

Bütün P’li grupların yaptığı yanlıştır. Bir vatan ve ülke içerisinde yaşama ve bölüşme idealini baltalamak için ellerinden geleni yapanlar unutmasın ki batan gemiden sağ çıkan zor olur ve batan geminin malları ucuz olur. Amerikan asker ve istihbaratı ile kültürünün girdiği her yerde yozlaşma inanılmaz boyutlara varır. Bütün o kutsallarımız, namusumuz, şerefimiz, onurumuz bile ayaklar altına alınır da ruhumuz duymaz.. Bugün elinizdeki maddi değerleri almak için kapınızı aşındıran köpekler karşısında hem maddiyatınızı hem de maneviyatınızı kaybetmiş uyuz sokak köpeklerine dönersiniz.

Acınacak hale gelirsiniz acıdan beslenenlerin elinde de kıçınızı tuta tuta, bir dilim ekmek için yalvarırsınız sonra!... Demedi demeyin!...



17.09.2015 - Adana

7 Eylül 2015 Pazartesi

BİR TUHAF BAŞ; DEMİRTAŞ


Hakkını vermek lazım, 7 Haziran öncesi durumu iyi idare etti. Barış dedi, halkların kardeşliği dedi, analar ağlamasın dedi, espri yaptı, saz çaldı, türkü söyledi ve 80 milyonun gözünün içine baka baka 6,5 milyon kişiyi büyüledi, kendine oy verdirtti.

“Arkasını teröre dayamışken” önündeki Türkiye’ye karşı nasıl kıvırmak gerekirse en iyi şekilde kıvırdı. Bir kere bile “lanet olsun şu teröre” demeden, “barış olsun” diye diye bir “selocan” oldu. Ne zaman ben “Türkiye Partisiyim” diyecek olsa “keleşin dipçiğini” gösterdi  ağabeyleri. Ne zaman gerçekten “iki tarafında” acısını paylaşacak olsa, azarı yedi oturdu.

Bugün Dağlıca’da yaşanan ve son dönemde “devlete” başkaldırmanın en acımasız sonucu için Almanyadaki tüm programını iptal edip “yurda” döndü. Alamanya’larda kimlere neyi savunuyor ve hangi yurda dönüyorsa artık!... Ve sosyal konularda doğal ve sosyal blender  twitter üzerinden açıklama yaptı: “Koşullar ne kadar zor olursa olsun barışta ve kardeşlikte ısrar etmek dışında her yol bizleri insanlığımızdan uzaklaştırır, acılarımızı derinleştirir. Allah hepimize sabır ve akılla davranma dirayeti nasip etsin. Hepimizin başı sağ olsun.”

Demirtaş’ın bu sözlerini iki kısma ayırıp eğrisiyle incelemek lazım. Doğrusuyla diyemiyorum, deve misali doğrusu yok çünkü.

Birincisi “koşullar ne kadar zor olursa olsun” diyor. Koşullar, kimin koşulları. Kendilerince özgürlük savaşçısı olarak saydıkları Gerillaların koşulları mı zor acaba. Artık şehirlerde mesaiye gider gibi güpegündüz karakol basmayı göze alan, gece olunca biyerlere çekilip güç toplayan teröristler için koşullar zor mu? Bir de size silahını kapan koşsun savaşsın diyen kim ki koşulları kötüleştirip zorlaştırıyorsunuz. Evinizde otursanız zaten kömür, makarna, pirinç, çocuk başına para, sosyal yardım ayağınıza kadar geliyor. Dövlet yolunuzu da yapıyor, suyunuzu da getiriyor. Anadilinizi de konuşuyor, ticaretinizi de yapıyorsunuz. Hatta katır sırtlarında vergisiz, algısız, net para kazanıyorsunuz. Karışan var mıydı? Koşulları içinden çıkılmaz bir hale getiren sizin P’li örgütleriniz Demirtaş efendi!

İkincisi “barışta ve kardeşlikte ısrar etmek dışında her yol bizleri insanlığımızdan uzaklaştırır, acılarımızı derinleştirir” diyor. Bunca sivil ve asker ölümünün sebebi o çok sevdiğiniz “gerillalarınız” iken, bu kadar çok anayı ağlatmışken hangi barış ve kardeşlikten bahsediyorsunuz acaba! Devlet elbetteki sınırlarını ve o sınırların içindeki asayişi korumak zorundadır. Ve bundan yol kesen, araç yakan, şantiye basan, sağlık görevlilerini kaçıran ve hain tuzaklarla kalleşçe ölüm getiren herkim olursa olsun hak ettiğini bulur.Geçmişte köy basıp masum bebeklerin karınlarına kurşun sıkan zihniyet acaba hangi insanlıktan dem vuruyor herseferinde. Acı zaten yüreklere çöreklenmiş artık, hangi derinleşmeden bahsediyorsunuz acaba.

Demirtaş bu açıklamaları yaparken HDP Kars Milletvekili Şafak Özanlı kendi eliyle hazırladığı erzakları dağdaki kardeşlerine götürürken yakalandı. Muhtemelen yemeklerini de yapıp karınlarını da doyurup, sırtlarını da sıvazladıktan sonra dönecekti. 

Önceki günlerde Tuncelide öldürülen PKK’lıların cesedini yine HDP’li vekil Alican Önlü özene bezene ambulansa kadar taşıdı. Onlara ambulansı hangi zihniyet temin etti, o da ayrı bir ironi. 

Yine Tuncelide dağda öldürülen teröristin tabutunu HDP Van Milletvekili Tuba Hezer ve HDP Başkale Eşbaşkanı Aynur Tarhan, Öcalan resimli paçavralar eşliğinde omuzlarında taşıdı. 

Bütün bunlar Demirtaş “hepimiz kardeşiz” diye türkü söylerken oldu. Senin “şehit cenazelerine katılmıyorlar ama” diye isyan ettiğin kulak arkalarında duruyor. Onlar “kardeşlerinin” cenazelerinde…

Böylece kimin “kardeş” olduğunu da çok iyi öğrenmiş oluyoruz. Demirtaş istediği kadar bu tarafta kıvırmaya çalışsın. Olayların tek anlaşılır yanı, ayrışmanın çoktan tamamlandığı, “barajı geçerlerse” demokratik zenginlik olur inancıyla oy verenlerin büyük yanılgı içine düştüklerinin belirlendiğidir. İstediği kadar “Türkiye Partisi” olmak istediklerini belirtsin Demirtaş, avanesi teröristin yanında gezdiği sürece hiçbir inandırıcılığı olmayacaktır. Onun gayri samimi söylemlerinin altında kan arayan vampirlerin saklandıklarını görmek çok zor olmasa gerek.

Yılanın başının ezilme zamanı çoktan gelmiştir. Ya devlet başa ya kuzgun leşe…

Adana - 07.09.2015