çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2016 Cuma

ÇOCUKLAR ÜZÜLÜRSE


Rüzgar eken fırtına biçer diye bir söz duydunuz mu acaba sayın erginuslar!

Bir kere onların sizden öyle ahım şahım istekleri yok ki! Çocuk daha onlar! Bir sıcak gülümseme onlara en güzel elbiseden, oyuncaktan, pastadan daha tatlıdır.

Onları dinlerken çömelip de onların göz seviyesine inerek “ben de senin kadarım, büyüklüğümün hiç bir önemi yok” diyebilmek onlara verilebilecek en büyük güven değil mi?

Veya yere uzanımp da bir kağıda o bir kağıda siz çöp adamlar çizseniz mesela, güneşi kare yapıp turuncuya boyasınız, ağaçları kırmızıya boyasanız saçmalamış mı olursunuz! Kuralları onların dünyasına göre koysanız erginliğinizden ne kaybedersiniz?

Parkta salıncağa siz binseniz de o sizi sallamaya çalışsa, beraber gülmez misiniz?

Sorumluluğu kendi başına öğrenmesine, yaparak, yaşayarak ve elleri, dizleri kanayarak, düşe kalka yürümeyi öğrenmesine izin verseniz çok mu başıboş bırakmış olursunuz!

Kural koymasanız bir kere! Ne kaybedersiniz bi kere kuralları onların koymasına izin verseniz!

Savaşmasanız mesela. Bomba sesleriyle korkutmasanız artık şu çocukları! Uçakları gökten ölüm kusan canavarlar olarak görmeseler.

Silah üretmeseniz artık. Oyuncağını bile!

İçinizdeki hayvanı gemleseniz biraz! Taciz etmeseniz, tecevüze kalkışmasanız, küçük yaşta evlendirmeseniz, satmasanız, hiç mi edep kalmadı içinizde insan olsanız biraz!

Senin benim olması değiştirmez gerçeği. Benim ki iyi yaşarken senin ki uzaktan iç geçiriyorsa, hayıflanıyorsa üzerindeki eski ayakkabıya, utanıyorsa saçındaki tokadan öğrenememişiz demektir paylaşmayı zaten! Ve öğrenemediğimiz sevgiyi, paylaşmayı unuttuğumuzdan haberimiz yokken çocukları yarış atı gibi hazırlıyoruz geleceğe. Hep maddiyata, hep paraya, yani hep dünyaya göre şekillendiriyoruz.

Oysa “girdim ilim meclisine eyledim kıldım talep, dediler ilim geride illa edep illa edep” diyenler çok eskilerde kaldı! Edepten önce para ve daha fazla güç  diyen senin benim ötekinin yetiştirmesi çocuklar yarın büyüdüklerinde edepsizce dikildiklerinde karşımıza iş işten çoktan geçmiş olacak!

Bi kere daha söylüyorum çocukları üzmeyin! Acısını çok beter çekeceğiz!....  

21 Nisan 2016 Perşembe

KORKUYOR MUYUZ? EVET!


Kimse haybeden cengaverlik yapıpta “ben korkmuyorum” arkadaş demesin! Çünkü hepimizin içine korkuyu yerleştirdiler artık.


Eşimizden korkuyoruz! Yalnız sokağa çıktığında kapkaçcının kolunu koparmasından, tacizcilerin akılalmaz hayvanlıklarından dolayı korkuyoruz. Ya yolda önü kesilirse diye, endişeleniyoruz. Sonra diğer türlü de korkuyoruz! Aklı çelinirse, şeytan bu ya kandırıverirse, yuvaya, evliliğe kutsallığa ihanet ederse diye korkuyoruz! Malum her yerimiz abaza hödük ile para avcısı aşufte dolu! Korkuyoruz vesselam herşeyimizi paylaştığımızdan!


Çocuğumuzdan korkuıyoruz! Evin önünde bile yalnız başına oynamasına izin vermiyoruz. Gözümün önünden ayrılma, aman kimsenin sözüne kanma, yabancıyla konuşma, verdiğini alma, gel dediği yere gitme, yoksa seni kaçırırlar, keserler biçerleR, böbreklerini satarlar… sonra korktuğumuzdan acındırıyoruz kendimizi çocuğumuza; “sensiz ne yaparız kuzum biz!”. Mahallede hayrına okul derslerine yardım edenden de korkuyoruz. Din öğrensin diye gönderdiğimizde de korkuyoruz. Çünkü çocuklara “üreme anlatacakmış da çiftleşme filmi izletmiş, yok babasız büyümüş de şefkat olsun diye yanlarına yatarmış” gibi üfürük kurs hocaları türemiş heryerlerde. En iyisi bi büyük saksı alıp, yarı beline kadar toprağa gömmek çocukları. Öyle daha kolay yetişecekler herhalde. Ya su vermeyi unutursak! Korkuyoruz yine!


Patrondan da korkuyoruz! Gözü üzerimizde. Yamuğu görse hemen postalayacak belli! Çünkü adam mı yok dışarda. Kapıda yüzlercesi sırada. Beğenmezsen, daha az paraya yapacak bi ton adam bekliyor. Patrona hava hoş, güzel! Alnındaki ter soğuyup kir ile katmer katmer olduktan sonra ücretini alabilirsin, onu da aldığın gibi bitirebilirsin zaten! Ama patronun bilmem kaç milyon dolar kar açıklar, yolu olsa helaya bile uçakla gider! İhhhh ya uçak düşerse, patron ölürse, fabrika kapanırsa, işsiz kalırsak!.... Korkuyor muyuz?


O komşuların Allah belasını versin! Hepsinin değil canım. Arada var böyle bir iki tane sessiz selamsız. Ben de ne olmuş bitmiş haberi yok! Yan yana iki yabancı gibi yaşadığımız… Onlar iyi, onlar baştacı, onlar yaşasın! Ne zararları var sanki. Sen evde adam doğramışsın dönüp bakmazlar! Daha bir Allah’ın günü birşey istememişler. Askıntı, yiyici değiller yani! Misafir yiyicidir arkadaş. Sabah günaydın dediğinde, yolda selam isteyip yüzüne mal mal bakan komşular var mesela. Dakka başı arayıp “nörüyon komşu”, “çaya geldik komşu”, “soğan var mı komşu”, “tuz bitti komşu”, “arabanı yarım saatliğine versene komşu”.....oooo komşu korktu artık… bi bitmediniz!... Demek ki komşudan da korkuyoruz…


Ve son! Konuşmaktan korkuyoruz! Çünkü insan olmaktan korkuyoruz. Çünkü hayvanlar gibi kavga edip sorun çözmeye çalışıyoruz. Gücü yeten yetene! Çünkü hayvanlar gibi tecavüz edip üremeye çalışıyoruz. Çünkü insan olamıyoruz. İnsan olmak için konuşamıyoruz!. Konuşamayınca anlaşamıyoruz, anlaşamayınca savaşıyoruz! Gerçi konuşunca da yanlış yapıyoruz. Yanlış yapınca da utanıyoruz. Utanmaktan da korkuyoruz! Rezil olursam diye korkuyoruz!... Velhasıl kelam korkuyoruz!... şimdi bişeyden, birinden korkmayanınız var mı!....Dağılabilirsiniz konu kapandı!...

8 Şubat 2016 Pazartesi

ARTIK HER YERDELER


Sabah işe gitmek için servis beklerken üç tane küçük gördüm. Çift şeritli yoldan geçip muhtemelen okula gitmeye çalışıyorlardı. Büyük tedirginlik ve korku içinde el ele tutuşarak zar zor geçtiler karşıdan karşıya. İkisinde mavi okul çantası, belli ki aynı yerden temin edilmiş. Diğeri kız, onun elinde bir poşet, içine sıkıştırılmış kitaplar, defterler, kalem poşeti delmek üzere… yaşlarının ancak ilkokul bir yada ikinci sınıf ayarında olduğunu düşünüyorum. Anne baba yok, bir büyük yok başlarında. Belki de hiç yoklardır, savaştan sağ çıkamamışlardır. Orta refüjde, direğe yazılmış uyarı yazısını okumaya çalışıyorlar, daldılar bir müddet.. sonra koşarak karşıya geçtiler. Küçük kız yetişemiyor, elindeki poşet yırtılıp parçalanacak şimdi.

Cuma akşamı berberdeyim. İnatla berber demeye devam ediyorum. Kuaför anlamsız geliyor, içi boş birazda özenti… Sanki dilime dilime sokulmaya çalışılıyor. Berber iyi. Saç tasarım merkezi diye de bişey uydurmaya başlamışlar. Kendini saç üzerinde sanatçı gören yeni neslin çıkarması işte… Oysa berber iyi, sade, saçın “kırkılacağını” anlıyor insan… Türkmen bir baba var. İki çocuğu birde, ikiz. Onlardan öğrendim “kırkılma” olduğunu, saç tasarımının. Daha doğrusu zihnim tazalendi. Çocukken babam da öyle derdi. Yağsız bir makinesi vardı, kırkardı saçlarımızı. Telaferden gelip, yurt bulmaya çalışmışlar önce, beş çocuk, hanım bir de kendisi yedi kişi. Ne bulursak onunla geçiniyoruz diyor. Aracı olmuş birisi devletin atıl durumdaki binalarından birine yerleşmişler. Camlar kırık diyor, soğuk oluyor ama ne yapalım, Amerikanın, Kırmançilerin ve Işid’in bombalarından yeğdir. Üç çocuğuna birden araba çarpmış daha geldikleri ilk günlerde. Bu ekizler kurtuldu diyor, ötekinin zihni karışmış. Hafızasını kaybetmiş. İyileşir demiş doktorlar. Doktorlar eyi diyor, bedava hem de. Törkiye böyük devlet. Allah zeval vermesin…

Sonra köşe başlarında su,mendil satmaya çalışan yine o çocuklar. Daha küçücükler. Arabanın tekerleği kadar boyları yok. Bir el görürsünüz yalnızca camdan uzanan. Çocuk aşağıda. Boyu yetmiyor. Göremezsiniz, camınızı açmazsanız.

Hiçbirimiz göremiyoruz kapımızı, camlarımızı sıkı sıkıya kapalı tuttuğumuzda. Görmek istemediğimizde kaçıveriyoruz. Yolumuzu değiştiriyoruz. Karşımızdan çarşaflı, peşinde üç beş çocukla yürüyüp gelen kadın gördüysek, Suriye göçmenidir o. Türkmen mi, arap mı, alevi mi Sünni mi, şii mi bilmiyoruz yüzüne bakınca. Tek bir şey biliyoruz. İnsan işte. Benim gibi senin gibi, fiziken, ruhen insan işte.

Ne halk bu karışıklığın altından kalkabilir, ne devlet tam anlamıyla başa çıkabilir sorunla. Denizde boğulup ölen mültecileri batı, Türkiye’ye para vererek engelledi güya. Onların yüzünden çıkan savaşlardan, Onlar etkilenmesin diye, tampon görevi görüyoruz. Çünkü bizim sınırımız dip dibe, çünkü biz de müslümanız, çünkü biz vicdanlıyız, ayaklarında ayakkabı olmayan bebeklerin yollara mendil, su satmak için çıkması içimiz acıtıyor. Acıyoruz, biz Batı gibi değiliz. Ama olan güzel vatanıma, olan güzel Anadolu insanına oluyor. Anadolu insanı çıkan sorunların, yapılan hırsızlıkların, işlenen cinayetlerin sebebini hep göçmenlerde buluyor. Güvenmiyor artık, kimselere. “Onlar geldi, mahalle bozuldu” diyen çok var dışarıda.

İnsan aç ise eğer, yapamayacağı şey yok. Bugün isteyenler, yarın güçlendiler mi dövecekler insanımızı. Zorla elinden alacaklar kazandıklarını belki de. Dükkanına, evine, malına mülküne el koyacaklar. Gasp edecekler yarın belki de. Sonra mahalleleri onlara bırakıp başka yerlere göcecek asıl sahipleri. Tıpkı Körfez savaşında ve öncesinde Küzey Iraktan akan insan selinde olduğu gibi, sınırlarımızı açıyoruz ama sonrasını tahmin ediyor muyuz.

En mantıklı olan sınır dışında gene Suriyenin içinde güvenli bir kent oluşturup yerini yurdunu bırakanları orda toplamaktı. Ve korunması içinde BM, NATO güçleri devreye sokulmalıydı. Ama olmadı. Biz onları ateşlendirip sorunu çözmek için harekete geçireceğimize, onlar bizi parayla mülteci konağına çevirdiler.


En çok cocuklara acıyorum. Gelenlere de, burada yaşayanlara da bütün çocuklara acıyorum. Hepsi savaş sesleri arasında büyümek zorunda olan çocukların beyinlerinin en derinine kazınmış kin, nefret ve savaş korkusu silinir mi bilinmez. Ve Batı habire savaş çıkartıp insanları yerinden yurdundan ettiği sürece de bu trajedi hiç bitmez.